Coğrafya Kederdir

Ölümlere değil doğumlara ağlayın demiş Mevlana Şimdi hem doğuma hem de ölüme ağlatıyor coğrafya Gülmek yasak Sevinmek yasak Umut etmek yasak. Kocaman bir yasaklar dünyasındayız Her tebessümde bir ağlayacağım hissi Coğrafyanın kader mi yoksa keder mi olduğunu çözeme meselesi. Yoğrulmuşuz…

Martılar, İnsanlar ve İşçiler

Restoranın sigara içilen bölümü her zamankinden kalabalıktı. Havaya bakan dışarı adım atmaya korkuyordu. Yarım saat önce başlayan yağmur dinecek gibi değildi. Cadde dereye dönmüştü. Islanmadık yeri kalmayan birkaç kişi sanki yağmurun keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Ne adımlarını hızlandırıyorlar ne de suyu…

Kumaş

Çok şey yazmak istemiş de, yazamamış Çok şey görmüş, anlatamamış Çok yaşamış ama tadını hiç çıkaramamış Bahanelerin arkasına saklanmadan Hayat, bulunca sobeler, ömrü ıskalamadan… Yaşarken, oyun dışı mı kalmak? Bilakis hayatla karılmak, Gri de olsan, bu dünyanın her renge ihtiyacı…

Melankoli

Hüzünden beslenir bulutlar Karanlık ve gri hâkim gökyüzü Melankoli… Yağmur damlaları camın ardında Uzatıyorum bir tanesine elimi Tohum oluyor avucumda Kendiliğinden fidan Alıp yüreğime koyuyorum onu Kanıma karışıyor meyvesi Kirpik uçlarıma kadar işleyen Bir şey oluveriyor birden. Dalıp uyuyorum Uyuyorum…

Leblebi Tozu

Kudret ilk yalanını söylediğinde 9 yaşındaydı.  Ablası ile bir paket Gelincik sigarası almışlar, bahçede öksüre öksüre birer tane içip sonra da paketi kümesin yanına gömmüşlerdi.  Babaannesi aynı günün akşamı paketi bahçede buldu.  Tavuklar eşeleyip çıkartmışlardı.  Ablası sessiz kalınca, Kudret babaannesine…

Yüzük Parmağı

Vakit ikindiyi bulmuştu ve yağmur hâlâ ulaşabildiği her yeri sulamaya devam ediyordu. Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerini çıkarken şemsiyesini kapatıp perona koştu. Bir zamanlar tıklım tıklımdı bu istasyon, diye geçti aklından. Şimdi gördüğü tren mezarlığından başka bir şey değildi. En son ne…

Bir Varmışsın İki Yokmuş

Ama bütün kırmızılardan koyu iç çekmek bırakıyor ciğerim; Leylim iken okursun şiir gibi bir yerde. Bileğimde durmaz, zülüften örme bileklik Elden duyarsın; dilim akıp giden o Balkan ezgisinde. Bir fener, bir sevdam, birdenbire şerefe! Sessizliğe bakmaz mı insan, dalmaz mı…

Portrenin Ölüsü

“ölü bir portre portrenin ölüsü veya ölünün portresi” bahtsızlık vadisinden akan kurumuş şans nehrine. son arzuhâlin üzerinden geçti yıllar ezilmiş bir papatya kadar varım. ve ben delirmenin ve intiharın ve soysuzluğun ve sonsuzluğun pençesindeki, hangi dünyadan geldiğini unutan bir seyyahın…

Hırs’ı Devran

Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…

Kamil Bey’in Masası

Haftanın iki günü apartmanın merdivenlerini temizleyen Gülsüm, dakikalarca zili çaldı. Altı numaralı dairenin kapısı, değil uzun uzun çalmak daha butona basmadan açılırdı her vakit. Hele temizlik parasını alma günü geldiğinde Kâmil Bey onu kapıda karşılar, ücretini uzatır, hizmetleri için teşekkür…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı  31  Aralık 2020‘ye kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

49. Sayı için tema: “Kumar”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.