Yüz Aklığı

Maşayla sobayı eşeledi. Küller yana çekilince köz alazlanıp dilini yukarıya uzattı. Közün dansı kışın ortasında güzel gösteriydi belki ama kadının içindeki köz için aynı şey söylenemezdi. Onun içindeki köz dün geceden üstünü küle belemiş, alazlanmak için zaman kolluyordu. Sobanın yanındaki…

Resimden Hayaller

Teneke damlı, sıvasız evlerin arasındaydı dar sokaklar. Bu sokakların arasındaydı bütün hayatlar ve bu hayatların arasındaydı bütün çocuk gülümseyişleri. Onlar ki buldukları taşı kaldırdıklarında kaçışan böceklere hayretle bakarlardı, kolye yaparlardı iğde çekirdeklerinden. Saklambaç oynarken marifet bilirlerdi ağaç dallarına saklanmayı. Seke…

Kekeç

Herhangi bir konuşma zorluğu ya da kekemeliği yüzünden değil Züğürt Ağa filmindeki Kekeç Salman’a benzerliği yüzünden birkaç arkadaşı ona Kekeç lakabını taktı. Yarısı vasat yarısı tembel olan ilkokuldaki sınıfında çalışkan üç çocuktan biriydi. O zamanlar tembel çocukların karneleri Geçer ve…

Yakışıklı

Çok yakışıklıydı, bu su götürmez bir gerçekti. Pazar günleri yeni müdavimi olduğu sahildeki çay bahçesine uğradığında herkesin dikkatleri üzerinde toplanırdı. Kafedeki kızların, ona servis yaparken elleri ayaklarına dolaşır, siparişleri götürme işi hep erkeklere kalırdı. Kızların sipariş alıp, erkeklerin götürmesi durumu…

Bir Ümidin Var mı

(Ah ne güzelsin sen… Hep böyle kal çocuk, sakın büyüme.) Bilmem kaçıncı yaşımın, kaçıncı günündeydim. Kaçıncı akşamımın hangi rüzgârı savurdu beni bu meyhaneye bilmiyorum. Bu yıkık, bu dökük, kalbim gibi viraneye…Saatler önce mi gelmiştim buraya? Belirsizliğin içinde dolanıyor ara sıra…

Dilenci

 Sabah koşuşturması çoktan başlamıştı. Kalabalık her geçen dakika artıyordu. Eminönü durağından hareket eden tramvay Galata Köprüsü’ne girdi, gürültüyle Karaköy’e doğru yol aldı.  Galata Köprüsü’nün altında esnaf yeni güne hazırlanıyordu. Restoranlar, kafeler boştu. Tek başına oturan İbrahim Başkomiser Boğaz’dan geçen gemilerden…

Yastık

Onunla evlenmemin çok nedeni vardı. Kibardı. Yakışıklıydı. Dahası, beni olduğum gibi seviyordu ama… Çocukken hep babamın yastığı olarak yaşayacağımı düşünüyordum. “Tombişim. Hani neredeymiş benim yastığım?” “Buradayım!” Sevinçle koşar, kanepede yerimi alırdım. Babam göbeğini salaya sallaya gülerek koltuğundan kalkıp gelir dizlerime…

Rastgele

Evin içinde dönüp duruyorsun. Arada durup arka camdan sokağa bakıyorsun. Karşı apartmana girip çıkanlar oluyor. Bir kadın merdivenlerden çocuk arabasını çıkarmaya çalışıyor. Birbirinizi tanımıyorsunuz ama sen şimdi onun hayatından bir an’ı gördün işte. Bu, onu sana tanış yapar mı? Hani…

Çaycı Hakkı, Yusuf ve Diğerleri

Çay ocağındaki aykırı çırağa… Oda aydınlanmamıştı. Sokaklar da. Güneşin yüzünü göstermesine daha vakit vardı. Evin dış kapısı açıldı. Çok geçmeden kapandı. Öfkenin sesi değildi işitilen. Yusuf bu sesi çok iyi tanıyordu; kaderine boyun eğmişliğin sesi. Onun bu sesi tanıdığını kimse…

Gerçek

Yumruklarını sıkmış, tam karşısında dikiliyordu. Işığını görmemek imkânsızdı, gözlerinden yayılan öfkenin. Gri bulutlar kümelenmişlerdi başının hemen üstüne. Bir çarpışsalar, hemen oracıkta dökeceklerdi yaşlarını. Dökmediler, dökemediler… Bilmiyorlardı ki ne ırmaklar denize dökülür olmuşlardı iç selinde. O taşkınlar ki ne kadar birleşirlerse…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı  31 Ağustos 2021‘e kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

53. Sayı için tema: “Toprak”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.