Melankoli

Hüzünden beslenir bulutlar Karanlık ve gri hâkim gökyüzü Melankoli… Yağmur damlaları camın ardında Uzatıyorum bir tanesine elimi Tohum oluyor avucumda Kendiliğinden fidan Alıp yüreğime koyuyorum onu Kanıma karışıyor meyvesi Kirpik uçlarıma kadar işleyen Bir şey oluveriyor birden. Dalıp uyuyorum Uyuyorum…

Bir Varmışsın İki Yokmuş

Ama bütün kırmızılardan koyu iç çekmek bırakıyor ciğerim; Leylim iken okursun şiir gibi bir yerde. Bileğimde durmaz, zülüften örme bileklik Elden duyarsın; dilim akıp giden o Balkan ezgisinde. Bir fener, bir sevdam, birdenbire şerefe! Sessizliğe bakmaz mı insan, dalmaz mı…

Portrenin Ölüsü

“ölü bir portre portrenin ölüsü veya ölünün portresi” bahtsızlık vadisinden akan kurumuş şans nehrine. son arzuhâlin üzerinden geçti yıllar ezilmiş bir papatya kadar varım. ve ben delirmenin ve intiharın ve soysuzluğun ve sonsuzluğun pençesindeki, hangi dünyadan geldiğini unutan bir seyyahın…

Hırs’ı Devran

Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…

Karmaşa

Zaman zaman aklıma eserdi kokusu Sonra kafamı çevirip bulduğum ilk aynaya bakardım. İç sesim hâlâ ne kadar genç olduğumu söyler Dış sesim yaşlandık be der idi İki sesin karmaşası arasında gider gelirdim. Gider gelirdim de bir an olsun bile sendelemezdim…

İçsel

İnsanlar çıldırmış olmalı diye geçiyor hep içimden Böylesi büyük bir gürültüde nasıl sessiz kalınır Gökyüzü alabildiğine aydınlıkken Hangi zihin gözünü sadece karanlığa açabilir Ve buldum sonunda düş bozumu bunun adı Kırık dökük hayalleri birleştirmek yerine Dağıtmak her bir yana Dağıtmak…

Aynalı Zindan

Bildiğim her adımda yıkıldım doğru Kaç yıl geçmeli bir günahın üzerinden. Pusulam bozuk, neresi batı neresi doğu Kabardı gök, etim sıyrıldı kemikten. Çökmüş bir alacakaranlığın ucunda Beklemek ne kadar elem doldurur? Çok uzak, çok uzak, çok uzak ve çok uzak.…

Koskoca Bir Ömür

Hayat yeniden kumsal sessizliği Tatlı bir rüzgâr eser kulaklarım aşina Dört duvarım yok sevdalar özgür Gözümden değil hayatıma akan bir damla Aşk… Kiminin tuzu kuru, kiminin aşı yok Kiminin suyu çamur, kiminin altınları taşıyor Bu nasıl gökyüzü her yer parlak…

Zehir

Az, az verilen zehir gibi Yavaş, yavaş işler bedene tesiri… Farkında bile değilsin ey fani! Sendeki emeksiz kazanma endişesi…

Yer Çekimi

Yokuşlar tırmanıyorum, Telaşımda buruk sevinçler var Eksik de olsa bir özgürlük yoluydu yürüdüğümüz Yalnız değildim, binlerce coşku seli İki uçlu gerilim, çok uluslu devletler kadar Bu kaçıncı sunuluş, tepsilerde küresel hissedarlara Bu kaçıncı yok oluş kavgası, kaçıncı cehalet Ne çok…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 12 Nisan 2020‘ye kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

45. Sayı için tema: “Fidan”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.