Bir Devir Yarattınız

Delik deşik poşetler gibi Doymak bilmez iştahınız Bin fakir doyurur Dişlerinizdeki yemek artıkları Siz böyle bir devir yarattınız Kime isyan etsem asılır suratı Neye günah desem yeniden yazılır kitabı Her yenilgiden bir başarı çıkardınız Her duvarda kan izleri var Her…

Susku Yolu

Esmer bir rüzgârdan toplanıp geldim. Hani gün gün akan bir yeşilde, karanlığa dalmış gibi ‘Merhaba’n, Hani yer yer kavuşmak, yer yer uzak… Öyle bir rüzgâr. Issıza çalan yol, hissiz nehir, iki ‘delice zeytin’ İki ‘delice zeytin’, yamacında durmuş uçurumun Bir…

Coğrafya Kederdir

Ölümlere değil doğumlara ağlayın demiş Mevlana Şimdi hem doğuma hem de ölüme ağlatıyor coğrafya Gülmek yasak Sevinmek yasak Umut etmek yasak. Kocaman bir yasaklar dünyasındayız Her tebessümde bir ağlayacağım hissi Coğrafyanın kader mi yoksa keder mi olduğunu çözeme meselesi. Yoğrulmuşuz…

Kumaş

Çok şey yazmak istemiş de, yazamamış Çok şey görmüş, anlatamamış Çok yaşamış ama tadını hiç çıkaramamış Bahanelerin arkasına saklanmadan Hayat, bulunca sobeler, ömrü ıskalamadan… Yaşarken, oyun dışı mı kalmak? Bilakis hayatla karılmak, Gri de olsan, bu dünyanın her renge ihtiyacı…

Melankoli

Hüzünden beslenir bulutlar Karanlık ve gri hâkim gökyüzü Melankoli… Yağmur damlaları camın ardında Uzatıyorum bir tanesine elimi Tohum oluyor avucumda Kendiliğinden fidan Alıp yüreğime koyuyorum onu Kanıma karışıyor meyvesi Kirpik uçlarıma kadar işleyen Bir şey oluveriyor birden. Dalıp uyuyorum Uyuyorum…

Bir Varmışsın İki Yokmuş

Ama bütün kırmızılardan koyu iç çekmek bırakıyor ciğerim; Leylim iken okursun şiir gibi bir yerde. Bileğimde durmaz, zülüften örme bileklik Elden duyarsın; dilim akıp giden o Balkan ezgisinde. Bir fener, bir sevdam, birdenbire şerefe! Sessizliğe bakmaz mı insan, dalmaz mı…

Portrenin Ölüsü

“ölü bir portre portrenin ölüsü veya ölünün portresi” bahtsızlık vadisinden akan kurumuş şans nehrine. son arzuhâlin üzerinden geçti yıllar ezilmiş bir papatya kadar varım. ve ben delirmenin ve intiharın ve soysuzluğun ve sonsuzluğun pençesindeki, hangi dünyadan geldiğini unutan bir seyyahın…

Hırs’ı Devran

Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…

Karmaşa

Zaman zaman aklıma eserdi kokusu Sonra kafamı çevirip bulduğum ilk aynaya bakardım. İç sesim hâlâ ne kadar genç olduğumu söyler Dış sesim yaşlandık be der idi İki sesin karmaşası arasında gider gelirdim. Gider gelirdim de bir an olsun bile sendelemezdim…

İçsel

İnsanlar çıldırmış olmalı diye geçiyor hep içimden Böylesi büyük bir gürültüde nasıl sessiz kalınır Gökyüzü alabildiğine aydınlıkken Hangi zihin gözünü sadece karanlığa açabilir Ve buldum sonunda düş bozumu bunun adı Kırık dökük hayalleri birleştirmek yerine Dağıtmak her bir yana Dağıtmak…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı  30 Ağustos 2020‘ye kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

47. Sayı için tema: “Cinayet”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.