Melankoli

Hüzünden beslenir bulutlar Karanlık ve gri hâkim gökyüzü Melankoli… Yağmur damlaları camın ardında Uzatıyorum bir tanesine elimi Tohum oluyor avucumda Kendiliğinden fidan Alıp yüreğime koyuyorum onu Kanıma karışıyor meyvesi Kirpik uçlarıma kadar işleyen Bir şey oluveriyor birden. Dalıp uyuyorum Uyuyorum…

Leblebi Tozu

Kudret ilk yalanını söylediğinde 9 yaşındaydı.  Ablası ile bir paket Gelincik sigarası almışlar, bahçede öksüre öksüre birer tane içip sonra da paketi kümesin yanına gömmüşlerdi.  Babaannesi aynı günün akşamı paketi bahçede buldu.  Tavuklar eşeleyip çıkartmışlardı.  Ablası sessiz kalınca, Kudret babaannesine…

Yüzük Parmağı

Vakit ikindiyi bulmuştu ve yağmur hâlâ ulaşabildiği her yeri sulamaya devam ediyordu. Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerini çıkarken şemsiyesini kapatıp perona koştu. Bir zamanlar tıklım tıklımdı bu istasyon, diye geçti aklından. Şimdi gördüğü tren mezarlığından başka bir şey değildi. En son ne…

Bir Varmışsın İki Yokmuş

Ama bütün kırmızılardan koyu iç çekmek bırakıyor ciğerim; Leylim iken okursun şiir gibi bir yerde. Bileğimde durmaz, zülüften örme bileklik Elden duyarsın; dilim akıp giden o Balkan ezgisinde. Bir fener, bir sevdam, birdenbire şerefe! Sessizliğe bakmaz mı insan, dalmaz mı…

Portrenin Ölüsü

“ölü bir portre portrenin ölüsü veya ölünün portresi” bahtsızlık vadisinden akan kurumuş şans nehrine. son arzuhâlin üzerinden geçti yıllar ezilmiş bir papatya kadar varım. ve ben delirmenin ve intiharın ve soysuzluğun ve sonsuzluğun pençesindeki, hangi dünyadan geldiğini unutan bir seyyahın…

Hırs’ı Devran

Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…

Kamil Bey’in Masası

Haftanın iki günü apartmanın merdivenlerini temizleyen Gülsüm, dakikalarca zili çaldı. Altı numaralı dairenin kapısı, değil uzun uzun çalmak daha butona basmadan açılırdı her vakit. Hele temizlik parasını alma günü geldiğinde Kâmil Bey onu kapıda karşılar, ücretini uzatır, hizmetleri için teşekkür…

Biz Neyiz?

Deneyimsizler olarak geldik ve “verimli yaşamak nedir”i fazlaca sorgulamadan da devam ediyoruz… Burada büyük bir terslik var çünkü boğazımızı sıkmakta olan ilmeği göremiyoruz ve iç sıkıntılarıyla dolu bir ömrü bitirip yitip gidiyoruz. Peki, daha başka bir açıdan düşünüp başlayalım ve…

Karmaşa

Zaman zaman aklıma eserdi kokusu Sonra kafamı çevirip bulduğum ilk aynaya bakardım. İç sesim hâlâ ne kadar genç olduğumu söyler Dış sesim yaşlandık be der idi İki sesin karmaşası arasında gider gelirdim. Gider gelirdim de bir an olsun bile sendelemezdim…

Bizden Ne Saklıyorsunuz

“Bakalım, elimizde ne kalmış?” ile “Bakalım, elimizde ne varmış?” soruları arasındaki farkı göremeyecek kadar köreldiğimiz günlere hoş geldiniz. Ne var ki siz de eli boş gelmişe benziyorsunuz fakat cebinizde, çantanızda, ötenizde ya da berinizde şimdilik sakladığınız şeyler olduğu bilinci içerisindeyiz.…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 12 Nisan 2020‘ye kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

45. Sayı için tema: “Fidan”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.