Hayat ve ölüm arasındaki ince çizgideyim. Bir sınır, dip, yol sonu, girdap, bir uç ya da dehliz… Etrafımı saran öfkeli kalabalığın nidaları arşa yükselirken kalbime çarpıyor. Zemin, ayaklarımın arasından kayıp gidiyor sanki. Sanki, amansız bir fırtınadayım, sonsuza dek pervane gibi…
Bazı Birkaç Saatler
Ben Kenan. Dede adını taşıyan, biraz melankolik, biraz uykusuz Kenan… Yirmili yaşlarının sonunda, evden işe işten eve modunda; birkaç yıldır babaannesiyle yaşayan bir garip kulum. İçim içime sığmıyor bugün. Sabahı nasıl ettim bir ben biliyorum. Tam yirmi saat önce canım…
Elinde Bir Çiçek
Kahvaltıdan beri orada oturuyorsun. Bu demir çubuklu yüksek kapıdan, her zaman olduğu gibi yiyecek getiren arabaların ve personelin dışında giren olmadı bu saate dek. Ama sen inatla gözlerini yapıştırdın. Kaçıracaksın diye ödün kopuyor. “Bugün,” diyorsun, “yorgun kalbinin pıt pıtları pat…
Kayıp Ruhun Roma Günlükleri
Ristorante La Veranda’nın bahçe kapısı önünde ne zamandır dikildiğini tam olarak bilemiyordu. Üç sigarayı dibine kadar içmiş, gözlerini diktiği bahçeden içeriyi görebildiği kadarıyla birkaç masa daha müşterilerle dolmuştu. Serin yaz akşamına karışan çatal bıçak sesleri Roma sokaklarında yankılanmaya başlayınca mı…
Yarım Kalan Bir Hesap
Vakit ikindiyi aşmak üzere. Bugün yine dünü aratmayacak yoğunlukta bir mesai yaşıyorum. Puslu bardaklar temizlenmeyi bekliyor, tıpkı benim görünmeyen hayatım gibi. Loş ışık altında, sahte mi gerçek mi anlaşılmayan bir sürü yüz. Fonda, insan seslerinin bastırdığı hafif müzik ve ben.…
Veda, Vefa ve İşte Öyle Bir Şeyler
Benim en samimi kız arkadaşlarımın isimleri hep çift cinsli oldu. Hani şu “hem kız hem erkek ismi” olanlardan. Neşe hariç. Mahalle arkadaşımdı Neşe. Çocukluğumun neşesi. Evet, o hariç. O, bu hikâyenin konusu da değil zaten. İlkokulda hiç samimi arkadaşım olmadı…
Üç Artı Bir
Neden geldin, dedi yaşlı kadın genç adama. Bu bir soru muydu, serzeniş miydi tam anlaşılamadı. O vakit sustu adam. Gözleri yaşaracaktı, tuttu göz kapağının altında gözyaşlarını. Tuzu yaktı içini. Yaşlı kadın, genç adamın elinden tutan kız çocuğunu fark etti birden.…
Bez Bebek
Hastanenin bodrum katındaki küçük ve pencereleri demir parmaklıklı odada beş kişi yatıyorduk. Loş odanın devamlı lambayla aydınlatmasına kıyamadığı için her gün içeriye girmeyi deneyip beceremeyen güneşin, öğleye doğru camlarımızı yalayıp geçmekten başka çaresi yoktu. Dışarıda gördüğümüz tek canlı, pencerenin önüne…