İki Şiir

I. şimdi oturur sana bir şiir yazarım belki iki… güneş batar az sonra kuşlar havalanır doldururum akşamı bardağıma içerim seni düşünerek iştahım kesilir, başıma koca bir ağrı gelir kurulur çıkıp ışıklı caddeye, birkaç volta atarım dükkânlar terk edilir bir bir…

Bahar Gösterdim Ele Güzümü

uyanıp her sabah yokluğuna gözüm yaşı ile yuğdum yüzümü sıvadım kolları iş çokluğuna bahar gösterdim hep ele güzümü taş taşıdım, hasret çok daha ağır yarama tuz bastım, ezdim üzümü korktum, adın benle kötü anılır bahar gösterdim hep ele güzümü kutup…

Reenkarnasyon

En başa dönelim Her şeyin başlangıcına Hiç kimsenin olmadığı boşluklara Bir kadehe yıldızları dökelim Şaşırsın karanlık Patlasın işte bir şeyler Her şey dağılsın etrafa Bütün hikâyeler böyle başlar Farz edelim ki yıldızlar gerçekten kuyruklu Gezegenlere çarpa çarpa ilerliyorlar boşlukta Sen…

O Gece

bu gece yıldızlar da kırmızı, gözyaşımız gibi soğuk o kadar ince, kesiyor içimizde her ne varsa sesler duyuluyor derinlerden acılar içinde haykırıyorum ben de duyulmuyor sesim nefes almıyor gibiyim burası benim sokağım değil tanıdık yüzler geçiyor, telaşlı bedenlerin üzerinde tanımadığım…

Boşlukta Süzülüyorum

 Bir boşlukta süzülüyorum Bulutlara çarpa çarpa göğü deliyorum Süzülmek deyince düşmek mi gelir akla Evrene mi düşmek bu beni atmosferden atan Yoksa gözlerine çekilen bir kalem miyim neyim Sen misin benim evrenim Karanlığım ve güneşim Yıldızım toz bulutum Sen…

İmparator

Hiçbir şey eskisi gibi değil Ne gölgeler ne ışık Ne gözlerinde karanlık Devrimler de değişti biliyorsun İdeolojiler yanıldı Ama güneş hâlâ aynı yerden doğuyor Bir umut var diyebilirim Her şey için Anlaması güç değil geyiğin boynuzundan tutmayı Koşmalarını izlemeyi hiçbir…

Hoşça Kalanlara

Benim bildiğim Eylül, ağacın yaprağını dökerdi Çiçekler giderdi dalından, yeniden doğmak için Kuşlar göçerdi yurdundan geri gelmek için. Sonra büyüdük. Ve ben bildiğim Eylül’ü tanıyamaz oldum Çünkü artık Eylül gelirdi, Birini alırdı Ve giderdi.

Eski Bir Şehir

nereye gitsem peşimde bu kent ah şu gördüğüm her yeri şehrime benzetmelerim bak “şehrim” diyorum, nasıl da benim oluvermiş böyle apansız belki de usul usul sevmişim, alışkanlığım olmuş taşı, toprağı, kalabalıkları ve havası, suyu, yalnızlıkları… dilim susuvermiş, ruhum konuşkan; durup…

Toz

Gözlerim kanarcasına bakıyorum Parmaklarımın arasından kayıp giden zamana. Ve ayaklarım, göğsüme vuran yeşile Sonsuza değin kök salıyor. Unutmak dedikleri kolay, Hatırlamaksa, Koca bir kavganın adı. Kim anlatır hikâyesini bu şarkının? Hangi meydan bizi duyar, Hangi dağ yankılar geçmişi? Hangi nehir…

Atmosfer

Zaman kayar yerinden Yer uzay boşluğu, gök cisim Dürbünümden seyrederim Geçmişin bilinmezliği iki mercek Aynaya bakar gibi mimiksiz Yine telaşlar koşuyor dört bir yandan Bahar geldi ve geçiyor Belki de geçti şimdiki zaman Yine aynı yerdeyim, Herhangi bir yerinde uzayın…

BİR KÜÇÜK NOT

İletişim: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Geçici bir süreliğine ekibimiz dışından gelen yazılar değerlendirmeye alınmayacaktır.

Detaylı bilgi için tıklayınız.