Ama bütün kırmızılardan koyu iç çekmek bırakıyor ciğerim; Leylim iken okursun şiir gibi bir yerde. Bileğimde durmaz, zülüften örme bileklik Elden duyarsın; dilim akıp giden o Balkan ezgisinde. Bir fener, bir sevdam, birdenbire şerefe! Sessizliğe bakmaz mı insan, dalmaz mı…
Portrenin Ölüsü
“ölü bir portre portrenin ölüsü veya ölünün portresi” bahtsızlık vadisinden akan kurumuş şans nehrine. son arzuhâlin üzerinden geçti yıllar ezilmiş bir papatya kadar varım. ve ben delirmenin ve intiharın ve soysuzluğun ve sonsuzluğun pençesindeki, hangi dünyadan geldiğini unutan bir seyyahın…
Hırs’ı Devran
Ne zaman görsem, yüzün bakmaya Uyanacağımı bile bile rüyalara Su olsam, geçit vermez dağlara Umut çuvalıma, hayaller doldurup Yorulunca sarılıp, ona yaslanmaya Doyamadım… Durdum aheste, cihan-ı durakta Gelip geçen “yiğitsiz” destanlara Doymak bilmez, ipotek gırtlaklara Ateşkessiz “ben”lik savaşlarına Alev, alev…
İçsel
İnsanlar çıldırmış olmalı diye geçiyor hep içimden Böylesi büyük bir gürültüde nasıl sessiz kalınır Gökyüzü alabildiğine aydınlıkken Hangi zihin gözünü sadece karanlığa açabilir Ve buldum sonunda düş bozumu bunun adı Kırık dökük hayalleri birleştirmek yerine Dağıtmak her bir yana Dağıtmak…
Aynalı Zindan
Bildiğim her adımda yıkıldım doğru Kaç yıl geçmeli bir günahın üzerinden. Pusulam bozuk, neresi batı neresi doğu Kabardı gök, etim sıyrıldı kemikten. Çökmüş bir alacakaranlığın ucunda Beklemek ne kadar elem doldurur? Çok uzak, çok uzak, çok uzak ve çok uzak.…
Koskoca Bir Ömür
Hayat yeniden kumsal sessizliği Tatlı bir rüzgâr eser kulaklarım aşina Dört duvarım yok sevdalar özgür Gözümden değil hayatıma akan bir damla Aşk… Kiminin tuzu kuru, kiminin aşı yok Kiminin suyu çamur, kiminin altınları taşıyor Bu nasıl gökyüzü her yer parlak…
Yer Çekimi
Yokuşlar tırmanıyorum, Telaşımda buruk sevinçler var Eksik de olsa bir özgürlük yoluydu yürüdüğümüz Yalnız değildim, binlerce coşku seli İki uçlu gerilim, çok uluslu devletler kadar Bu kaçıncı sunuluş, tepsilerde küresel hissedarlara Bu kaçıncı yok oluş kavgası, kaçıncı cehalet Ne çok…
İpek Böceği
Yok, öyle, benim derdim değer arşa! Ne yapayım, kozamda sessiz inziva… Her kozadan gömlek biçilmez, giymezler! Bu emekten gömlek değil, çıksa mendil anca, Onu da anlayanı bulacaksın da, takacak yakasına! Yoksa hâlin yaman, ipek bilmez, atar kenara… Salyan malum…