Buhur, katran dağının micmerinde midir Hezar ?
Beni yıprat, dök derimde varsa bilmem kaç bin hücre
Denk gelmedim hiç, tenine süt sıçramış, dişi kara zenciye.
Öldür Hezar !
Sübha, sübha,sübha ardına sübha al eline, sonrası dağıt sübhaları
Şimal’den eserken rüzgar, göz gören kuşların pervazları
Oturmuşken mey sofrasına Hezar, onunla karşılıklı ya da
Bilemişken bileğimizde ne varsa bir kuru şiire,
Labrador civarında sevmişken bir gözleri çekik ve sevişmişken çekinik
Sahra, sahra, sahra ardına sahra yasla başını;
Kavmin toprağına.
Gel Hezar! Dur, gelsin Nergis!
Her bir nakışına buğday işlenmiş teninle gel,
Yalnızlığından başka bir şey alma üstüne.
Öyle ki, Michelangelo kazısın çıplak bedenini,
Gümüş suyuna bulanmış tuvaline.
Abher bu, abher! Kokusundan tanıdım.
Tanıdım, dudaklarının kıvrımından, gamzesinin derinliğinden.
Dışa doğru açılan pencereler, kader ki küfürlü sermayeden yana,
Kurşundan yelek giydirilmiş opsiyonel adama
Aşık olsun demişler bir şiirin tam ortasında.
Aşk, ’meydanda olandan gizli‘ midir Hezar ya da
‘Gizlenmiş olandan daha meydanda’ ?
Endülüs’te derken bunu böyle bir mutasavvıf ,
Vücutlarına kan taşı basarken iki sevgili, kor olmamak için
Fasl temmuz olmuşken, özlemin törpüsüz tırnaklarında
Hangi maşuk kavuşur, bir şiirin satır aralarında?
A’yan toplansın bugün, bıçak değmiş gövdeler sussun
Mızıkasını kapan çocuklar başlık olsun Adem ile Havva’ya.
Hezar !
Buhur, katran dağının micmerinde,
Beni yıprat, dök derimde varsa bilmem kaç bin hücre.
Müzik: Le trio joubran – Masar