kaf dağı altında kalmış karınca
görsen bencil ağlamaklı ve duyarsızca
nereye baksa uzak
görülmediğinde yıldızlar
kayıp bir yol bile yok
ah’lardan dağ içinde dağ
göz görmüyor
şehirlerden gelip geçen hikayeler
ah o korkmalı ve mahsun
katrana bulanmış birden
beklemek üç bin yıl
boyun borcu
ölüm borcu
kim demeyin gelmeyin dağa
“dağ içimizde dağ içimizde”
bir deli bağırdı
meydanlar sızlanmak için var
sızmak için var vücuda ense
yok olmak için var özlem
kader böyleymiş susmalı artık köleler
su çekip gitmiş kalmış balık
görsen nefes yok yaşam yok
kaf’a bir ulaşsa
kervanlar görmek ateşi bilmek
ateşi bilmek harami görmek
“ateş içimizde ateç içimizde”
diye deli bağırdı
kimse buralara yüzyıllarca uğramadı
hasret altında kalmış adem
hiçbir şey yok hiçbir şey yok
bilen bu derdi konuşsun
“ya ölün ya da bakın içinize”
bağırdı diye deli
öldürüldü tam bu mısrada
bu mısrada ölmek serbest
ölünsenize hadi şimdi
ya da sussun ben gibi
kaf dağı üstümde
suyum çekti gitti
bin geceler akıyor altımdan
yıldızlar vardır uzaktır zehirdir
ne bu diyardan gidiliyor
ne de bu diyardan gidiliyor
ispat edilmiyor teoremlerim
anlaşılmıyor dediklerim
“ağlayabilenler ağlasın”
diye bağırsaydı keşke deli
bulut olursam rüzgar parçalasın
gözlerin bin atom güllesi
kurtuluşum yok yaşasın
yoruldum ve kan kaybediyorum
emekli matador kılıcını saplasın
vuslat yoksa ucunda yolun
dağ yıkılsın su kurusun
balık karıncayı yiyip boğulsun.