…bir tekme de tam beline denk geldi o esnada. Zaten ayakta zor duran Şen Deli, bu darbeyle birlikte yüzüstü yere düştü ve dudağını da patlatmış oldu. Kalabalık onu dövmeye doyamıyor, vurdukça vuruyordu. Yere yığılmış bedene saldıran bu kalabalıktan birisi Şen Deli’nin ense tarafından yırtılmış gömleğinin yakasından tuttuğu gibi çekiştirerek bir basamaklık kürsüye getirdi. Suratına doğru bir kova su döktü. Sert bir hamle ile onu ayağa dikti ve mikrofonu Şen Deli’nin eline verdikten sonra kürsüden inerek kalabalığa karıştı.
Şen Deli, her zaman olduğu gibi, vücudun acıya karşı dayanımı kalmadığını ifade eden mimiklerle kalabalığa baktı. Kalabalık kudurmuş ve birbirlerini dövmeye başlamışlardı. Biraz soluklandıktan sonra sol elini yukarı doğru kaldırdı ve mikrofona doğru seslendi “Durun!”
Şen Deli öylesine tatlı bir ses tonuyla bağırmıştı ki kalabalıkta birbirine saldıran bir tek insan kalmamıştı. Herkes olduğu yerde kalmış, yüzünü Şen Deli’ye dönmüş ve onun söylevini beklemeye başlamıştı.
“Benim sizleri sevdiğim kadar sizler kendinizi sevebilseydiniz, şu an kavga değil dans ediyor olurduk…” dedi Şen Deli ve kalabalık bütün gücüyle alkışlamaya başladı. Kalabalığın çeşitli bölgelerinden ıslıklar duyulurken, kalabalık içerisindeki bazı kişiler de “Adam doğru söylüyor! Ne güzeldir dans etmek! Var olasın Şen Deli!” şeklinde haykırıyordu.
“Farkında mısınız…” dedi Şen Deli ve ağzında birikmiş kanı hemen yanına tükürdükten sonra devam etti “bu dünya bize yeter demiyorum sizlere. Bu dünyanın tamamını kullanamayacağız bile. Elimizde istediğimizden çok daha fazla şey var. Birileri var ki, olması gerektiğinden daha fazlasına ihtiyacımızın olduğuna inandırıyor bizleri!” Şen Deli, kalabalığa göz gezdirirken saf sevinci ve kut altında nura bulanmış kalabalığı görmüş oldu. İnsanların tebessümleri hem onların artık mutlu olduklarını gösteriyordu hem de Şen Deli’ye hak verdiklerini…
O esnada Şen Deli soğuk terler döktü. Gözü karardı bir anlığına ve gözlerini tamamen açtıktan sonra kalabalığa titrek sesiyle haykırdı “Fakat! Fakat, üzgünüm ki bu mutluluğunuz benimle birlikte devam etmeyecek. Bir başkasından kazandığınız mutluluklar kısa ömürlü olacak ve eğer kendinizi mutlu etmenin, mutlu hissetmenin yolunu bulamazsanız bu kavga ve dövüşler hiç bitmeyecek!”
Şen Deli bunları söylerken, kalabalık dans etmeye başlamıştı bile. Kalabalıkta bulunan insanlar tatlı sakin şarkılar mırıldanarak dans ediyorlardı ve yüzlerindeki tebessümü hiç kaybetmiyorlardı. Bunu fark eden Şen Deli kürsüde koşturmaya başladı ve kendi kendine söylenmeye başladı “Ne yaptım ben? Neden onlara, onların dilinde değil de kendi dilimde seslendim. Olur da birisi dans ederken bir diğerinin canını acıtırsa, tekrar eder bu kavgalar, dövüşler… Son söylediklerimi duymadılar bile! Ulan deli, yine dayağı yiyeceksin bu gidişle!”
Kalabalıktan birkaç kişi dans ederken, telaşla sağa sola koşturan Şen Deli’yi fark etti. “Bizler burada mutlu bir şekilde dans ederken, nasıl olur da bu geri zekalı telaşlı bir şekilde koşturur. Yoksa bizim mutluluğumuzu mu kıskanıyor” diye haykırdı birisi. Kalabalık aniden Şen Deli’yi yuhalamaya başladı. Aralarından beş kişi kürsüye atladı ve Şen Deli’yi yakaladıkları gibi kalabalığın içerisine fırlattılar. Artık kalabalık dans etmiyordu, herkes susmuş ve Şen Deli’ye odaklanmıştı.
Kalabalığın arkalarından bir tanesi “Ne istiyorsun bizlerden be adam!” diye haykırdı. Şen Deli sesin geldiği tarafa doğru bakarken suratına yediği o sert tokadı hissetti. “Senin gibiler yüzünden refah içerisinde yaşayamıyoruz!” diye haykırdı bir diğeri ve o esnada Şen Deli’nin suratını cırmalayan kadın sanki kendi canı yanıyormuş gibi çığlık attı. Bu çığlıkla beraber yeni bir kavga başlamış oldu.
Bir yumruk geldi Şen Deli’ye, canı acıdığı için suratını kapattı. Ellerini tutarak zorla yüzünden ayırdılar ve Şen Deli’nin güldüğünü fark ettiler. Beline bir tekme daha yedikten sonra “Sizlerin dansı da bu olsa gerek…” dedi ve kendini kalabalığa bıraktı Şen Deli.
Çok dayak yedi.
Çok kan kaybetti.
Söylemek istediğini anlatamadı.
Kalabalığın dansına böyle dahil oldu Şen Deli.
Saygılarımla.