Mızrak çekiliyor her gün sürme niyetine gözlere.
Tenden geçmez dediğim ne varsa işliyor bir bir ölü bedenlere.
Kan.
Kırmızı.
Ve diş geçirilmiş dudaklar.
Gözlerimin üstüne kazıdığım zifiri karanlık
Dahası, aydınlattığım her boşluk, vücudumda;
Şimdi, Rapunzel’in saçlarında.
Sarı mıydı gün ışığı görmedim, alaca kişiliklerden geçerken.
Karanlıkta tutulan her bir elin, para etmediğini gördüm;
Sarının aksine.
Bozdurdum cebimdeki bütün umudu,
Uzattım yolu bellemişlere.
Bir adam dedim; ayakta,
Müsait yerde ineceğim.
Midem bulanır, katlanamam yollara.
En yakın durakta bıraktım kendimi,
Camlarına
“Muhteşemdin yine bebeğim” yazdım rujla.
Kopardığım birkaç otla saati not düştüm altına;
05:30.
İçtim otu.
Sonrası bayılmışım.
Atarken bir kadın kendini boğazdan,
Kalırken bir çocuk kızıl trenin altında,
Bir adam isyan edip ‘dururken’ akrebi yelkovan geçe,
Ben sebepsizce bayılmışım.
Bir omuza yük olmuş, tanışamadığım baba,
Beni doğurmayan bir annenin sütünü içtiğim yıllarda,
Ağzına meme uzatılan her çocuk gibi susmuşum.
Ceplerimde şeftali bahçeleri, eşeğe ters binen o hoca gibi.
Parayı veren çalıyor bu yerde, düdükleri.
Kazanlar doğuruyor, kırk gün kırk gece ve
Kürkler yiyor yemekleri.
Boğuldum !
Kahpe Bizans boğuldu !
Osmanlı da.
Roma’yı yaktılar, yıkık düşlerle kapladılar duvarları.
Ne şans ki Romeo’yla aynı zindana düştük.
Juliet’e yazarken bir şiir, sözlerine takıldık
Kays’a gittik.
Ey Kays !
Leyla yok.
Var.
Yok, Kays !
Leyla var.
Varolduğuna inandığımızdan beri Leyla var.
Çölde dağ bulduk, ardı deniz olan.
Uzun, ince bir oğlana deldirdik dağı, saldık çöllere Kays’ı.
Yıllar geçti.
Tuttum kalemi.
Saat 05:50.
Yazdım.
Eline aldı bir derviş bağlamamı.
Tellerine vurmadan çaldı.
Derken tel koptu birdenbire,
Birdenbire! derken, koptu tel.
Zülfü siyahım diye ağladık,
‘Ne ağlarsın’ dedi Eren.
Ağlarım dedik,
Ağlarım Şeyhim !
Ecdadı düşünürken ağladık, sevgiliye nem oldu.
Şimdi, yazılmamış hikayelerde aramak vaktidir aşkı.
Üşüyen ayaklarımızla dağlara çıkamayız.
Susayan dilimiz varmaz çöllere.
Düştüğümüz kuyulardan ‘nasip’ deyip, kurtulamayız.
Ya erkenden seyreyleyelim alemi, kanalım bir çift söze,
Ya geçsin tenimizden o kutsal leke.
Ya ulu şair gibi bekleyelim ‘vakti vardıysa aşkı’,
Ya da vuslat yoksa söyletmeyelim aşığı.
Bitti.
Saat 06:07.
Kurşun kalem deldi kağıdı,
Bin yerinden yaraladı.
Sonsuz.
Saat 06:09.
Şiir öldü.
Şair öldü.
Kağıt yok.
Kalem katil.
Son.
Saat 06:10.
Kalemine sağlık!