İnsanoğlu doğmaya ve ölmeye devam ediyor. Aslında olan şey bu kadar basit. Bu bengi döngüyü anlamlaştıran ve/ve ya anlamsızlaştıran şeylere de yine bizler (insanoğlu) sebep oluyoruz. Şöyle bir örnek verebiliriz ki; doğumdan sonra hayat bulan her beden, bir gezegeni paylaşmak zorunda kalıyor ve bu ortak yaşam alanında da bir çok sahne türüyor. Sahnelerin türleri ve milyonlarca değişik konuları var. Bizim yapmamız gereken ise her bir sahne için ayrı ayrı rol alıp, kabullendiğimiz rolleri layıkıyla gerçekleştirmek.
Doğum için sahnenin perdesinin açıldığını söylersek, ölüm için ise perde kapanmıştır diyebiliriz. Bu algı perdesi sayısız kez açıldı, açılıyor ve aynı şekilde sayısız kez kapandı ve kapanıyor. Hayat bu kadar basit olmamalı diyen ve senarist karakterine bürünmüş sözüm ona güçlü kişiler ise farklı bir yola giderek, yenilikler içerisinde farklı heyecanlar türetmek peşindeler. Ana fikirleri ise “Sahne perdesi sonuna kadar açık olsa da sahneleri küçük odacıklara bölebiliriz. Bu sayede, ortak yaşam alanına katılmış bireyin sahipleneceği rolleri sınırlandırabilir ve ona, onun kapasitesine göre bir rol verebiliriz.”
Şu açıdan düşünmek gerekir; sahne hazır, oyuncular sahnede ve ilişkiler yürütülmeye başlanmış. Bu dar odada yaşatılan rolün dışında başka hiçbir şeyden haberimiz yok ve bu yeterli. Halbuki, hemen arkamızda yer alan o eskimiş kapıyı aralasak, bambaşka bir sahneye geçiş yapacağız ve çok değişik roller üstlenebileceğiz.
Sahne: Hayat,
Sahne Kapısı: Olmaması gereken sınırlar,
Rol: Gereklilikler,
Senaryo: Medya, Siyaset,
Figüranlar: Siviller, Örgütler, Dernekler vs.
İşin daha da garip olan tarafı, insanlığın bir kısmının bu kısır döngü içerisinde “unutulmayanlar” arasına girme çabasıdır. Buradaki asıl istek baş rolü kapma çabasıdır. Öte yandan, hayat denen şu sahneye kendi senaryolarını katmak isteyenler de var. Mevcut senaristlerin canını sıkan asıl tür senarist olmak isteyen bu insanlardır.
Çözüm için asla ve asla bu sahne kapılarını açmak kullanışlı gelmez. Sahnenin her bölümünde farklı bir senaristin oyunu vardır ve bu bölüm senaristindir. Sanki ortak sahneye çıksa oyuncular, dünyanın sonu gelecek. Daha doğrusu sahnenin sonu gelecek, yani sahnenin.
Şu cümlelere bakan ve içinde senarist ruhu taşıyan insanoğullarına sesleniyorum. Bu sahneyi daha fazla bölmeyin. Ortak yaşam alanımızda ortak bir sahne edinelim. Öyle bir oyun hazırlayın ki bizlere, birbirimize sessiz kalmayalım. Dövüşelim, öpüşelim, tartışalım, övgüler yayalım, doyalım, doyuralım, doğuralım, paylaşalım vb.
Yeni güne uyandığımızda, sahnede daha çok kapı görmeye başladıysak da, bunun suçluları bizleriz.
Suçluları onlar!
Ne yazık ki, onlara da biz diyemediğimiz için bu haldeyiz.