Üşenmedim, açtım sözlüğü baktım; sabır kelimesinin anlamı neymiş diye. “Sabır” ya da “dayanç”, zor koşullar altında cesaret ve metanetini yitirmeme duygusuymuş dediğine göre. Millet olarak en iyi başardığımız şey sabır o zaman diye düşündüm ben de. Her sabah otobüslerde ve akşam saatlerinde trafikte yaşadığımız zor koşullara dayanarak söylüyorum bunu. Metanetin farkı nedir tam olarak bilemem ama büyük şehirlerde bu zor koşullar altında yaşamayı göze aldığımıza göre gerçekten de hayata karşı cesaretimizi yitirmediğimizi düşünüyorum. Gerçi cesaret bu hayatlara tahammül etmek mi yoksa bu hayata karşı çıkabilmeyi başarabilmek mi orası da tartışılabilir tabii ki.
Üşenmedim kalktım otobüste yaşlı teyzeye yer verdim. Sonra fark ettim ki genç olduğu için insanın utanç duyduğu tek yer belki de, belediye otobüsleri. Otobüse yaşlı teyze binince ben otururken genç olduğumdan utandım ve ayağa kalktım. Vicdanımı rahatlatmanın sevinci ve aldığım hayır duasıyla yetindim.
Üşenmedim şoförün kiminle kavga ettiğini öğrenmeye çalışan insan kellelerinin içine kafamı soktum. Sebep, sebep olmaya değmeyecek şeylerdi çoğu zaman. Ama can sıkıntısından insanlar birbirine sataşıyordu.
Üşenmedim insanları uyardım kimi zaman, sabır testinde dayanamayacak dereceye geliyordum çünkü. Bir insan sadece belediye otobüslerine binerek sinir hastası olabilir ülkemizde. Ciddi bir durum söz konusu, milli sağlık tehdit altında, ülkemiz ve belediye şoförleri ağır travmada. Belediye otobüsündeyken son durağın hastane önü olmasından korkuyorum çoğu zaman. Şoföre ‘abi hastane önündeki durakta beni atıp yola devam et ben buradan doğru komaya’ desem yeridir.
Üşenmedim otobüse bindikten sonra en arkaya kadar yürüdüm, sonradan binen yaşlılar beni görüp kaldırmasın diye. Yine yanıma binmeden önce sigara içmiş bir adam oturdu. Buram buram sigara kokuyor. Atkımı gözlerime kadar çektim kokuyu duymamak için ama ne çare? Tepemdeki teyzede sanırım kitabımı benimle beraber okuyor. Kitabı beğenmedi sanırım ya da yazarının adını gördü. Kesin benim hakkımda kötü şeyler düşündü. Gençlerin kafasını boş romanlarla dolduruyorlar ifadesi geldi yüzüne çünkü. Hadi hayırlısı!
Üşenmedim oturdum tüm bunları düşündüm, yazdım. Ağlanacak halime güldüm. Aynı kaderi paylaştığım milyonlarca insana da üzüldüm kendim gibi. Ağır dram oynuyor her sabah, akşam, öğle arası, mesai çıkışı, hafta başı, sonu fark etmeden, çoğu zaman yarım saatte bir, belediye himayesindeki her yerde. Boş verin sinemayı tiyatroyu falan. Ağlatma garantili ağır dram her zaman, tüm şehirlerde. Öğrenci bir buçuk, tam iki lira… Her gün binlerce hayat dolup dolup boşalıyor otobüs duraklarında. Hepsinde ayrı bir dünya, ayrı bir sima… Kaç yüze aşina olup kaç yüz ile karşılaşmışsınızdır ömrünüz boyunca otobüslerde, hiç düşündünüz mü? En geniş oyuncu kadrolu, hayatın gerçeklerine hoş geldiniz!
Yazan: Şeyma Altınkaynak