Yanlış Çağ

Yasaklanmış bir bitki örtüsü ellerim senin yüzünde Yaşanması imkânsız bir iklimim Hayatının döngüsünde İki dağ arasında bile kalsan Çukurunda kaybolursun Gamzen geliyor aklıma Çukurunda kayboluyorum Bulutların yolculuğu geliyor aklıma Nasıl da duruyorlar öyle Ve bizce nasıl da yavaş hareket ediyor…

Uçurum

Uçurumun kenarında Bacakları kırık serçeler Zamanı kalmamış hastalar Umutsuz sefiller yürüyor Gecenin derin karanlığında Güneşin bozuk rengi Kopkoyu bulutların ardında Ve uçurumun kenarında Altın sanki plastik Ve gümüş ucuz gözüküyor Tuhaf soytarıların hissiz türküleriyle Bir sis yükseliyor Kâbusa dönüşen genç…

Dolu Yağdı Gönül Bahçeme

Kara bulutlar yığıldı yine şehrim üzerine Islahı yok kalbimin gör hâlimi dal seyre. İz’af oldum dolu yağdı gönül bahçeme Harab oldu sevgilerim gül hâlime. İfşa oldu acılarım yüzümden düştü mutlu maskem Kadh eyler nefsim beni yerlere gömer resmen Kal eyle…

Üzmeyen Şiirlerim Var

Uyandırma servisi çalışmıyordu Ve ben de uyumadım Bekledim saat 09:00 olsun, Olsun da kahvaltı yapalım. Sonrası malumunuz temizlik vesaire derken Zaman geçecek Sonra kitap okumayı isterken, telefonu alacağım elime Ve dövünüp duracağım “ah bırak şunu” diye İkircikli kelimesine taktım bu…

Soytarı

Bir adam çevremizde dolaşıyor, habire gülüyor Dudakları her şeye gülen bir soytarı gibi Sarıyor soyluların, başkanların, kraliçelerin çevresini Kalbi duygusuz, kendisi sahte Belki biraz para, belki de şöhret isteyerek Tiksindiriyor beni yılışıklığından Hem de öylece, ortalık yerde -Ne arıyorsun be…

Benden Kalanların

Küçük ve hızlı adımlar Ayak izleri Bir sevda hasreti, koskoca bir sevda Getiren bana yârimi Ve hayat, akıp giden nehir Tutunamadık kayalıklara Uçurum, suyun bittiği iki kişilik zehir Kemik sesleri kalplerin Düştük tutunamadıklarımıza. Mutluluk yapboz İki kişilik kumar çoğu zaman…

Değişmez Gerçek

Tuhaf ülkelerin, tuhaf varisleri Bir kenarda bırakılmış kült efsaneleri Batsa da dünyanın tüm gemileri Getirin bana ölümlüleri! Bitmeyen hırs ile yananlar Bir de durmadan ağlayanlar Cihanın surları olsa, dayanmaz yıkılır Şeytanlar, iyiler sustuğu için kazanır  

Suretsiz

Gitgide bozuluyor; insandan olma Öyle bir geliyor ki kıvama Zannedersin toprağa değmemiş Suretine ışık gelmemiş. Çehresi güzel altı bir mikrop yuvası Öylesi bir kir kaplamış ki altını Madencilerde bile yoktur Bu kadar kömür karası. Diplomalı eşektir kendisi Kemeri sırtına iyice…

Gibi’nin Şiiri

Bir gecenin vakur gölgesinde Gerçek bir özlem nasıl yaşanır Ve özlem, Hiç mümkün olmayan adamlara nasıl yakışır onu anlatacağım yıldızlara. Belki de hiç uyumayacağım saatlerdeyim. Soğuk, tıpkı duvarların gibi… Yaralanmış bu gök Nice özlemler yaslanmış gibi… Birbirini izleyen yıldızlar gökte…

Kırk Akıllının Delirmesi

Piyano tuşlarına basılı kalmış elleri Kış görmeden açan çiçekler gibi eksik Bir yanım kaşlarına asılı kalmış Bir yanım yok olmuş, dedi. Hayatına mal olur kısa dönem geçici kararlar Karanlığa ışık tut; Her gerçeğin arkasında el değmemiş bakire sırlar yatar. Merak…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 12 Nisan 2020‘ye kadar gönderebilirsiniz. Bu tarihten itibaren gönderilen yazılar, değerlendirmeye alınmayacaktır.

45. Sayı için tema: “Fidan”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.