“Seni buraya getiren nedir? Ölümden korkuyor musun? Hayatında bir doyuma ulaştın mı?”
Uzun bir yolda giderken trafikten kurtulmak için güzergâhınızdan sapmak zorunda kaldınız. Benzininiz az, dışarısıyla iletişiminiz yok, hiçliğin ortasında yolunuza devam etmek durumundasınız. İlerliyorsunuz. Yolun kalanında yaşama dair hiçbir iz yok. Boşluktasınız.
Derken tüm bu hiçliğin ortasında bir kafe karşıladı sizi. Güzel bir sürpriz, değil mi? Ne de olsa acıktınız, yoruldunuz ve kilometrelerce mesafede rastladığınız tek hayat belirtisi burada. Yemek yiyip yolunuza devam edeceksiniz. En fazla ne çıkabilir ki buradan?
Kimin neden böyle bir yerde kafe açtığına kafa yorarken önünüze menü geldi. Normalliğe dair tüm illüzyonun yok olduğu an, işte bu. Zira bildiğiniz tüm menüleri unutma zamanı – kahvaltı seçeneklerini değerlendirirken gözünüze şu üç cümle çarpıyor: “Seni buraya getiren nedir? Ölümden korkuyor musun? Hayatında bir doyuma ulaştın mı?”
Gelin de şimdi bunları yanıtlayın.
John Strelecky, beş milyondan fazla satan Dünyanın Kıyısındaki Kafe‘de hayatın telaşına kapılan John’un kendini tam da bu noktada bulmasını anlatıyor. Pek çok dile çevrilen, sayısız insanın aklını kurcalayan soruları tekrar tekrar soran ve insanı yanıt aramaya iten bir kitap bu. Hayatın anlamına dair küçük bir hikâye – ilk bakışta sevimli, mütevazı ve insana yalnızca güzel bir şey vaat ediyor gibi. Fakat işler ilerledikçe, aslında yerinde saydıkça, her şey bir o kadar ciddileşiyor ve bir o kadar da anlamını kaybediyor. Kitap sizi iyi hissettirmiyor, tam tersine köşeye sıkıştırıyor. Ama bazen tam da buna ihtiyacınız yok mudur?
Tek mekânda, kısacık bir zaman diliminde geçen bu hikâye sizi içine alıyor ve bunu yaparken insanlık tarihinin en eski sorularıyla baş başa bırakıyor. İşinizi kolaylaştıran yok; ne bir analoji, ne bir karakter elinizden tutuyor. Sonuçta geriye yalnızca bu üç soru ve kafedeki yabancılar kalıyor. Sahi, sizi buraya getiren nedir?
Sayı: 71