Bunaldı çehremiz
Dört nala koşturan kalabalıktan.
Beş kala yaşandı her şey; gelmeler, kalmalar, vedalar.
Altı kapısı vardı bahçesinde derebeylik kurduğumuz konakların.
Yedi belaydı, bükemediğimiz bilekler.
Sekiz kere el açmıştık, ulu dergahın ravzasında.
Dokuz canlıydı sevmelerimiz, kaybetmelerimiz.
On kere on, yüz ederdi.
Yüzümüz yoktu.
Sahi ya, biz kimdik? Neredeydik?
Bir tebessüm ki sadaka diye verdim yalnız çehrene ey şair!
Ayazda kalmış umutlar sundum bir cerk ile önüne
Bastım mühürü üstüne, döşedim elimle alnıma bu çizgileri
Sen, kalkmış divanında susuyorsun en yücenin;
Bilindik ne varsa cisminde.
Sen, gelmiş duruyorsun en gidilecek yollarda.
Sen ki zerdalilere kafa tutuyorsun başı olmayan halayda.
Eline mendil tutuşturulan o çocuk!
Her adımda vuruyorsun Ganj’a,
Seviyorsun maviyi, sövüyorsun yalnızlığa.
Aculane yaşıyorum, beş kala yaşayıp, altı kere ölüyorum, her gün.
Yedi kat dibindeyim inadına, yerin,
Derdim yok elbet dıraht-ı gül serin.
Sekiz hande, sekiz Nehar, sekiz hamam…
Boş yere salınıyor dokuz kere peyam.
Mey mey mey ! On kere mey, masamıza ey derban.
Fasl güz olmasa da, kadehte kalan son yudum şarap
Bir zülf yoluna etmiyor mu Safi, gönlünü harap ?
Hayal kırıklıklarına basmaktan acıyor şimdi ayaklar,
Bileklerimi güneşe tutup
Bir olup bir bir, iki kere ikiyi vuruyorum.
Üç boyutlu acılar kuşanıp, dört bin defa sarıyorum tütünü.
Beş sevmek var, beş kayıp, beş yitirmek…
Altında kaldı yarınlar, altı katlı dünün,
Yedi saat geçmiş yazamadığım ne varsa, üstünden.
Sekizle dokuza ulaşamıyorum, bi-haberim yine günden.
Bittim.
Bitti.
Bit.
Gittim.
Gitti.
Git.
1,2,3
4,5,6
7,8,9
10.