YAZIYORUZ DA…
Belki de sizin için yazmamın, benim için bir değeri yoktur. Karar verebilmiş değilim. Öte yandan kendimi düşünecek de değilim. Bana göre kendini düşünmenin, insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlarla eş bir yanı var. Bunu hastalıklı görüşler(im)den sayabilirsiniz. Ne yapayım? Vücudum bağışıklık kazandı bir kere, bu sencil (özgeci/diğerkam) hali yok etmek ya da etkinliğini azaltmak zor.
Belirli bir bilince erdiğimden beri, düş ve düşüncelerimi yazdığımı biliyorum. Yaşamış insan defa ele alınan şu konunun, net tanımı yapılamayan “şiir”, “aşk” ve “hayat” gibi hali var. Ben ele alınca da sonuçlanmayacak bu çabalar; baştan kabul ediyorum. Yalnız, utanılacak derece bencillikten saysam bile, yazmanın kendini anlatmak yönünü kullanıyoruz, şimdi yaptığım gibi. Bu emin olduğum noktalardan biri.
Öncelikle hiçbir şeyi ya da hiçbir insanı etkilemese bile, kendini etkiler insan yazdıklarıyla. Hatta teori olarak oldukça sevilen “Kelebek Etkisi”ne dayanarak, tüm bir hayatı değiştirir diyebilirim. Herhalde sadece de beni bağlar. Yaşamı tek bir an olarak kabul ettiğim ve bunun da şu an olduğunu düşündüğümden, (elbette sevecen bir geliştirme hevesiyle) her an değişecek, değiştirilebilecek sahneler ve yazma güdüsü benimledir/bizimledir.
Mükemmel insanı sağlama amacı olmaksızın, insanı daha iyiye yöneltme isteği varsa kişide; kalemin illa ki bir ucundan tutar. Geleceğe kalacağına inanmıyorum elbette yazarın. Sadece yazdıkları, fikirleri yaşayabilir. Bu da kendisinden bağımsızdır. Ve hayattayken sonuçlarına erişmedikçe onun için anlamı yoktur. “Ben öldükten sonra yapılan devrimin hiçbir anlamı yok.” Görüşüne katılıyorum. “Kör”ün sadece öldükten sonra badem gözlü olması da beni destekliyor.
“Ne için yazıyoruz?” sorusuna aradığım(ız) cevabın küçük bir başlangıcını okudunuz.