Berk, para hesabı yapmakta gerçekten çok kötüydü. Devletten aldığı krediyi ilk haftasında bitirir ve geri kalan üç haftayı da yumurtaya ekmek banarak geçirirdi. Tabii yumurtayı da doğalgazı kesilene kadar yapardı. Bu gibi günlerde tek zevki olan çay ve sigara ikilisini içebildiğinde gerçekten kendini şanslı hissederdi. Aynı zamanda bu zorluklar Berk’e farklı kazançlar da sağlıyordu. Mesela, hayata bakış açısı oldukça değişmişti. Ailesi ile yaşadığı dönemlerde herkes gibi ev eşyalarını sadece üretiliş amaçlarına uygun olarak kullanırdı; ama artık duş avizesi yerine kettle, ocağın yerine tost makinesi ve çamaşır askılığının yerine internet kablosu kullanıyordu. Aslında bu kadar basit ve küçük farklılıklar Berk’te önemli bir farkındalık yaratmıştı.
Berk, hayatta canlı ya da cansız hiçbir şeyin tek bir amaç için var olmadığını anlamıştı ilk olarak; fakat olması gerekenden daha farklı yerde kullanılan şeyler genelde kötü izler bırakırdı. Yani Berk, internet kablosunu çamaşır ipi olarak kullandığında; kıyafetlerinde çok ütülenmesi gereken izler kaldığını, tost makinesinde yaptığı yemeklerin tadının belli bir zaman sonra hep aynı olduğunu ve kettle ile duş aldığında ise baş ağrısı çektiğini fark etti. Ve ilk başta pratik zeka gibi görünen farklılıklar artık yavaştan yerini çeşitli öğüt dolu atasözlerine bırakıyordu. Berk, artık normal bir düzen kurma zamanının geldiğinin farkındaydı ve son beş ay içerisinde yaklaşık üçüncü kez kesilen doğalgazı açtırmakla başlamalıydı ilk olarak.
Kredi günü, bankamatikten parasını çektikten sonra ptt şubesine doğru yol aldı. Sönük ve insanda karamsarlık yaratan sarı renkli binadan içeri girdi, sırada yerini aldı ve beklemeye başladı. Bu arada dikkatini, girdiği sıranın işlerini halleden memureye vermişti. Berk hep dikkat ederdi bu tip şeylere. Sanki işini görecek olan kişinin sosyolojik olarak çözümlemesini yaparsa işinin daha rahat ve sorunsuzca halledilebileceğini düşünürdü. Kadının suratı mahkeme duvarı nitelemesinin en tabii kanıtıydı; sanki mahkeme koridorlarında yürürken biri bu kadını görse onca derdini bir kenara bırakır ve tasavvufa başlardı. Yüzünde tıpkı biraz önce içine girdiği binanın rengi gibi ölü bir sarı renk vardı. Yüzünün renginin bu kadar detone olmasında dip boyası gelmiş sarı saçlarının da etkisi büyüktü. Ara sıra dudaklarını birbirinden ayırarak içeri doğru bükerken sigaradan dolayı araları siyah renk almış dişleri hapishane parmaklıklarını anımsatıyordu. Bu kadın yüzünün çekilmezliği yetmezmiş gibi insanlara en ufak tereddütlerinde kök söktürtmeyi de kendi ve benzeri insanlar adına çok mühim bir borç biliyordu. Buraya işini hallettirmek için gelen insanlar kesinlikle adrenalin bağımlısı fakir insanlar olmalıydılar. Çünkü işini bu kadar zor bir biçimde halletmeye çalışmak ancak hayatında yeni heyecanlar arayan insanların düşüncesi olabilirdi ve bu insanların yamaç paraşütü için yeterli paraları da yoktu. Berk, kadına baktıkça tıpkı evde etrafı süzerken hissettiği daraltıyı hissediyordu. İşte tam o sırada bir şeyin farkına vardı. Kadın kesinlikle asıl amacı içi kullanılmayan bir eşyaydı ve acilen kurtarılması gerekiyordu.
Aynı günün akşamı Berk kadını, kadının evine kadar takip etti. Birkaç hafta sonra kadının evine anketör olarak gitti. Kadının hayalleri hakkında birkaç şey öğrenmişti öğrenmesine; fakat bunun hiçbir yararı yoktu. Çünkü kadının hayallerini ve gerçekten istediği yaşamı sürmesini sağlayabilmek öyle her babayiğit’in harcı değildi. Berk’in elinden gelen sadece avutmak için birkaç cümleydi. Tabii hayat, kadını çoktan bir hayatkadını yapmış ve toplum da kadının pezevengi olmuştu; ama bu demek değildi ki kadının elinden bir şey gelmezdi.
Evet, eşyalar amaçları dışında kullanıldığında kötü izler bırakırlar ve onları nerede kullanacağımız bizim kararımızdır. Ve yine evet, insanları eşya yahut köle gibi kullanan bir sistemin parçalarıyız; ama eşya gibi yaşayıp yaşamayacağımıza sadece ve sadece kendimiz karar veririz. Tabii ki bir seçenek daha var o da bir “şey” olmaktır; hani her koşulda kendinden ödün vermeden yaşamak, etrafa kötü izler bırakmadan…