Yarışı kim kazanırsa kazansın, yarışa katılan herkesin torunlarına anlatacakları bir hikayeleri olur. Sonuncu veya birinci olması hiç fark etmez. Yaşlandığın zaman torunlarına “ben şu yarışa katılmıştım” dersin. Büyük büyük heyecanlarla torunlarına anlatırsın o yarışları, onları her gördüğünde. Ama yarışı anlatırsın, birinciliğini veya sonunculuğunu değil… Çünkü yaşlandığın zaman, senin birinci veya sonuncu olman hiçbir şey ifade etmez. Hatta senin derecen o kadar bir şey ifade etmez ki, büyük bir heyecanla anlattığın anılarını, torunların sıkılarak dinler.
Sen ister birinci ol, ister sonuncu; önemli olan, o yarışa katılmış olman. Şunu demeye çalışıyorum, gereksiz hırslarınızdan kurtulun. Zafer nidaları atmak… Evet hayatınızın bir amacı olmalı. Boş hayatlar yaşayın demiyorum ama hiçbir şey için birilerini ezmeye çalışmayın. Çünkü bir gün geldiğinde, ki o gün oldukça yakın olabilir, geçmişe baktığınızda onlarca insanı hırpaladığınız için mutsuz olacaksınız.
Çünkü o gün geldiğinde, yaptığınız her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu, sırf bir şeyler başarabilmek için insanları kırmış olmanın ne kadar yanlış olduğunu, ölümün yaklaştığında yaşamın ne kadar geçici olduğunu anlayacaksınız. Tabi ki bir şeyler yapmak zorundasınız ama yaşlandığınızda torunlarınıza anlatırken bunu vicdanınızı rahatsız edecek kötülükler yapmadan başarabilirsiniz.
Ne demiştik? Yarışı kim kazanırsa kazansın, yarışa katılan herkesin bir hikayesi olur artık. Ve eğer sonuncu adam, hayatını hırslar üzerine kurmamışsa, bir parça çikolatayla bile mutluluğa ulaşmanın sırrına ermişse ya da nefes almayla, alabilmeyle, dostlarıyla kafası rahat bir şekilde içebildiği, muhabbet eşliğindeki 2 bira, ona kazanacağı 10 kupadan daha fazla haz veriyorsa, emin olun o sonuncu olan adam torunlarına anlatırken, birinciden daha mutlu anlatacak. Ve belki o adam sırf sonuncu oldu diye, hayatı rahat yaşadığı için huysuz bir ihtiyar değil, tonton bir dede olacak. Tonton bir dedeyi bütün torunlar dinler, huysuz ihtiyardansa.