Sokağın bir ucunda “buyur” sesi bekliyordu zeytin dalı. Susuzluktan kupkuru hâle gelmiş yapraklarının hışırtısına dayanamıyordu. “Neden bitmiyor bu yol?” serzenişi her yandan yankı bulup geldiği yere doğru geri gidiyordu. Yaprağın yanında sallanan zeytine bakıp artık onun kurtulmasının mümkün olmadığını düşününce…
Koza Mevsimi
Kapı önü eğer bir pencere olsaydı, oranın çiçeği olabilir miydi Asuman ya da kozasından çıkamayan kelebeği? Asuman, saksısının dışında ama tam da yanında oturuyordu. Yürüyemiyordu ama ilk saksıdan çıkışı değildi bu. 5 yıl önce babaannesini uğurlarken de çıkmıştı saksıdan. Yani…
Bavul
Siyah deriden yapılmış dört köşeli bavulun sapını sıkıca tutuyordu. Ömrünün bütün yükünü içine doldurmuştu, taşımakta zorlanıyordu. Bir kısmını boşaltsa neleri bırakırdı geriye? Gençliği, aşkları, aldanışları, hayal kırıklıkları, acıları… Vazgeçemiyordu hiçbirinden. Bavulu yavaşça yere koydu. Ellerine baktı. Yaşamın alnında derinleştirdiği çizgiler…
Sustuklarımız
Yorganı kafama çektiğimde annem gelir, baş ucuma otururdu. Onun buğday teni, sarı ışığın altında parlarken ben, zar zor nefes aldığım karanlıkta “Biraz daha! Biraz daha!” diyerek zamanı uzatmaya çabalardım. Her defasında “ya bir daha karanlığa gizlediğim kesik nefeslerimi duyamazsa” diye…
Kalem
İstediği anlamı bir türlü veremediği cümlenin üzerini karalayıp yüzünü ateşe döndü, kalem. Bir- iki saniye düşündü? Kendini ateşe atmak çözüm müydü? Yanıp kül olmak hangi yaraya ilaç olmuştu şimdiye kadar? Bu düpedüz kaçıştı, zayıflıktı? Ardında, yeni şiirler, öyküler, romanlar bırakmak…
Bisiklet İzi
Bisiklet izi, uzayıp giden toprak yolu ikiye bölmüştü. Yolun ortasında durmuş, sağından mı solundan mı yürümeli diye düşünürken bir kadın koluma girdi. “Haydi! Şu yolu birlikte yürüyelim. Birimiz izlerin sağında, birimiz solunda. Silmeden, üstüne basmadan, ölmenin gölgesini onun kıvrımlarına bile…
Ölü Sevda
Bir kere eli ölüme değenin soğuk dostu olurmuş. Kara çarşafa sarılmış bir gece, bir gecede bir adam. Sisli dolunayın hemen altında kollarını gökyüzüne kaldırmış. Siyah, yarım parmak eldivenlerinin ipleri sökülmüş. Ölümün yanında gelmiş belli. Uzun, kirli sakallarının sakladığı pembe dudakları…
Kadın
Günlerden pazar, aylardan temmuz ve yıldızlar gökyüzüne tırmanmış, karanlığı eğlendiriyorlar. Bir yanıp bir sönüyor, bazen kayıp bir umut oluyor, oyunlar oynuyorlar. Gecenin altında, yirmilerinde bir kadın. Eline aldığı siyah topuklu ayakkabılarıyla yürüyor. Çıplak ayakları, sıcak kaldırımlarda yavaş yavaş ilerliyorlar. Yüzünde…