Bir elemdir alır hep böyle gecelerde, içimi,
Tenhasındadır umutlar sonu olmayan kalabalıkların.
Nicesi Anka kuşudur, yalnız, yorgun, çaresiz…
Nicesi kaybetmek zamanıdır,
Kalabalıklar sessiz.
Bir çocuğun vurulmuşluğu mudur acı olan, düzende ?
Kıyametteki sur mudur, üzerimize üflenen?
Sorunun cevabı mıdır yahut Kalu Bela diyemediğimiz.
Ben, sen ve o,
Herkes sessiz.
Bağıran kim o vakit, bu denli zevksiz?
Tuğlalar örülmüş, Babil cadısının önüne,
Okunmalı tuğlalar elbet, yıkılmadan önce.
Üstad diyor ’Sarı saçlarını deli gönlüme’
Ben diyorum ‘Mihriban da keşke, üstadı görse!’
Bir yokluktur, pazarda rastladığım,
Günah kokan elleriyle uzatırlar ‘Merhaba’yı.
Sonra roman yazar adamın biri,
Der adına ; ‘Aşkın Elçisi’.
Benim hep böyle zamanlar olmuştur, düşmanım.
Babil cadısı ölmüştür,
İnsanlar okumadan yıkmışlardır tuğlaları ve
Yazılmıştır benim zamanımda
Yazılmaması gereken o türkü.
Çocukların başına bombalar yağar,
Etnik temizlik(!) yapar, yavaş yavaş insanlar,
Yine ben, sen, o…
Herkes sessiz.
Bağırmalı o halde, bu denli yersiz!
Susarak söylenen şeylere de rastladığım oluyor,
Bir kadın nefret kusuyordu geçenlerde,
Bünyesi öylesine doymuştu ki alkole,
Damarlarına dayadığı o, yıldızlı hançere,
Gülüyordu kadın, sessizce.
‘Bu kadeh bir daha boşalmak istiyor’ derken Nietzsche,
Zerdüşt olmuştu kadın, içten içe.
Avuç içlerimdir yanar, hep böyle gecelerde.
Sevmekten bahseder, okuduğum şiir.
Şair şiirde,
Şiir adamda,
Adam kadında,
Kadın, gitmeler meziyetinde.
Sahi meziyet sayalı dişiler, gitmeyi,
Kaç şair yarım bırakmıştır, şiiri?
Bir gitmektir alır hep böyle gecelerde, içimi
Aynı o kadınlar gibi.
Ve olmak isterim Oğuzcan’ın ‘Milyon kere Ayten’i,
Ya da Özel’in kefen biçtiği sevgilisi!
Bir gitmektir alır, almalı, aldı beni,
Kalem bile kurtarmıyor şimdi;
Böyle gitmeleri…

Gizem Şimal Başar
Ben, kedinin gördüğüyüm. 25 Eylül 1992 cuma günü, saat 11.00 de sarı bir kediye rastladım ve hikayem başladı..
Share This