Edebi

Anlaşılmak Üzere

Çığ altında kalmış bir çağın
Eteklerinde uzanır gibi.
Akıyor sakince kalelerim
Bir ışığı kaç kere kesebilirsiniz?
Kaç kere öldürebilirsiniz yoklukları?

Sorulmuştur bütün sorular bilirim
Bakınca dalgalara görülebilir
Yok olmaya yüz tutmuş bütün ümitlerim
Peki bu şehir saklar mı şimdi?
Çetelerden kaçtığımızı bile bile.
Halk düşmanı ilan edildiğimiz bir tarihte
Büyük bir ekonomik krizin eşliğinde,
Hayalini satmaya çalışan yaşlı bir kadından
Ekmek alıp bölüşüyoruz vurulduğumuz yerleri.
Kanımız irin kokuyor biraz da barut
Hâlâ anlaşılmıyoruz.

Çağlar rüzgârlarla bir geçermiş
Çok sonra öğrendiğimiz bu masalın
Başı ve sonu ayni imiş
Şimdi kaybedilen bütün kaleleri alma vaktidir
Şimdi bir burcun önünde çarpışırken
Bin okla yok olma vaktidir.
Vakit gündüz güneş ardımızda
Başka kimimiz var diye bakıyoruz birbirimize
Beş kişiyle bin başa girişilen bu kanlı muharebe.
Baş içinde akıl, taş üstünde ruh kalmayacak şekilde
Ölüyoruz sakince.

Bu çağın adamı değilim dedi ilk ölen.
İkinci ölen sessizce çocukluğuna ağladı.
Üçüncüsü uzattı elini boşluğa sevgilisini ararcasına.
Dördüncü “anne” dedi gülerek “haklıydın” dedi.
Bir ben kaldım kıyametten
Oklar ıskaladı, füzeler es geçti, mermiler tanımadı bile bedenimi.
Atom mantarları açtı göğsümde
Nefesim bana mısın demedi.

Şimdi bu dünya çölünde bu karanlıkta yürüyen
Ezanları işiten ve üşüyen bir çocuğun aklını taşıyorum.
Kaybettiklerim bekliyor köprünün karşısında
Hepsi benden daha mutlu o diyarda.
Aldığım bir nefesi bin yıldır geri vermeyen ciğerlerim
Çıkarsa Sur’a üflenecek eminim.
Güldüğüm ilk pozumda kıyameti kuşanacağım.
Bekleyin hiç uğruna ağlayanlar
Belki bir gün sizin de nefesiniz olacağım.
Yok oluverdiğinde sesim
Peygamberlerin geçtiği bir şehirde ağırlanacağım.

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *