Kanımca yalnızlığın tek korkusu ‘düşünmek’tir,
uykusuzluğunsa baş düşmanı…
Zihnimde felaketin oyunları,
ve sonra bir aralık sızıyor yüzüme
Nurun zerrecikleri..
Göğü arıyorum… “Bulamamaktan mı şikayetçisin” diyor…
Neden duymuyorum kuş seslerini…
Seher vakti duyduğun neydi diyor?
Kör müydüm, sağır mıydım, sahi ya
neyi arıyordum?
Oyun oynuyor zihnim bu çok belli
ne işim olacak
bu tek hücreli hapishanede…
Üstelik kaçmaya çalışıyorken herkes
Beni buraya sabitleyen ne?
Neden kırıyorum düşmanlarımın asasını
Neden korkuyorum dışarıya çıkmaktan
Özgürlük yok muydu dışarıda?
Bırakın bu saçmalıkları ben…
Ben buradan kımıldayamam
Korumam gerek!
Savaşmam gerek! Zihnimin düşmanları beklemez!
Bakın ne istiyorlar benden?
Nerde Rabbim? Neden vurmuyor Güneşin nuru yüzüme?
Kalbimin perdesini aralarken
O bana özgürlükten bahsediyor…
Nerenin özgürlüğüydü?
Anlatın, neden kaçmaya çalışıyorlar? N’olur durdurun şu silah seslerini
bakın ben çoktan teslimim…
Hem neden gideceğim
dışarıda değil düşmanlarım…
Bakın ellerinde okları kırıyorum işte teker teker
Bakın görmüyor musunuz koruyorum yanımda hiç tanımadığım dostumu
Sahi sen kimsin?
Ve neden korumalıyım seni…
Bana bakmayın öyle ben suçlu değilim…
Burası tek hücreli hapishanem de değil!
Görmüyor musunuz şu adamları ve kadınları?
Neden pislik içinde homurdanıp öfke saçıyorlar?
Hani dostum sana bir şey söylerdim hep
Ben burayı seviyorum, neden diye sormamıştın.
Çünkü
sen de biliyordun işin gerçeğini,
kaçışlarımızın merkeziydi işte
işte tam burası bir yanında medeniyet görünümlü
Modernite
bir yanında geçmişe tutunan surlar…
Çimen kokusu, toprak kokusu, deniz kokusu
bir de üzerimde gökyüzü
yalnız seni düşününce gelir aklıma.
Surların
şehre olan aşkını.
Ve yalnız seni düşününce duyarım
kuşların cıvıltısını…
Modernitemiz ne de güzel benimsedik Haliç’ten
küçük pazarı yırtarak geçtik,
Seviyoruz dedim sevmemek elde mi
Değil mi?
Martıların çığırtısı bastırır suskunluğunu gecenin
bana bir şeyler anlat dedim.
Mesela,
Ablanın ellerini, gözlerini anlat
Anlat ki sevgim çoğalsın
Çünkü…
Biz bitirmeye doyamadık kendimizi…
En güzel çayını içtim ellerinden ablanın
bilirim tombuldur kardeşinin yanakları
ve ben öpüyorum alnından keratayı…
Dışarıda oynayan çocukların masumiyetine ortak olmak istiyorum.
Ben çıkmadım sur duvarlarına,
Ne olur beni de alsanız ya aranıza
biraz çocuk olsam
Bir gün dahi olsa…
Ve birlikte oynasak oyunları
söz veriyorum yapmayacağım oyunbozanlığı
N’olur alın beni de aranıza
Biraz eksilmem bu defa
yalnız çocuk olmak hevesim…
Sahi buğdayla toprak arasında ne oldu öyle
Ne zaman toprağa baskın gelirdi buğday
ne ara söndürdü
bir uyudum bir uyandım
yoktu kolumun siğilleri.
Ninemin duası mıydı söndüren
yoksa çocukluğumun inancı mı?
Anlamaya çalışıyorum işte
Korkuyorum, üzülüyorum
Bozdoğan kemerinden atlayan Ukraynalı zilliye…
Bileklerini kesen ergen kızlara yalnızca acıyorum…
ama gerçek olan şu dur der Marmara’nın Nilgün’ü:
“Hayatın neresinden dönülürse kârdır”
İşte…
Eyüp’ ten Ivaz Pasa ‘ya giden yolda,
Eğrikapi ‘nin sirtindan
Surlari takip eden, su kisa hayatta
Bilki sendin güzel olan…