GÖRÜYOR MUSUN?
Koca bir oda.
Koca bir oda düşün. Bir iki koltuk. Bir yemek masası.
Eşyaların, insanların olduğu her yer bir hacim, mantıksal düzlemimizde. Yaşayan her canlı. Gördüğün her şey. Hatta hissettiklerin bile. Yüzünü gıdıklayan rüzgar. Yer edinmiş hareketler. Alnına düşen, hiç sevmediğin yağmur. Aradığın o mutlu evlilik. İşittiğin o en sevdiğin müzik. Çok sevdiğin grubun konserindeki o gitar sesi. Tam şu anda kulağına çalınan/çalınacak, birileri tarafından hep huşuyla okunan ezan.
Bozulmaz, kalıcı, dışarıdan girişlere kapalı mantıksal düzlemlerimizi yerle bir eden o yalnızlık bile. Bir yer kaplıyor. Aslında bir çoğundan fazla yer kaplıyor.
İşte. Bir oda düşün. Sadece yalnızlığın olduğu. O ağırlığı hisset. Kollarının kaldırabileceği ağırlığın bilmem kaç katı kadar. Kimsenin umurunda olmadığı hüzünlerini düşün. Onları da ekle önündeki boşluğa. Gördüğün her şeyin yok olduğunu düşün. az evvel dumanını içine çektiğin sigaranın küllükteki yerinin boş olduğunu.
Yavaş. Yavaşça…
Sen de hissetmiyor musun? Etrafındaki çiçeklerin öldüğünü?
Görüyor musun?
Çünkü her hikaye ya doğum ile başlar ya ölüm ile.
Göremiyor bazen insan işte. Kör olmanın getirilerinden, belki de en kötüsünden; hissedememek. Nefes almayı hissedemiyor insan. Oysa nefes almak hissederek, hissettirerek yapılan bir eylem değil midir? Tıpkı ölüm gibi. Yalnız bir ölü adamın hüznü kime yeter? Toprağın çürüteceği, doğaya karışacağı bir bedene sahip olmak, insanlığın sahip olduğu en büyük hüzün değil midir?
Gel kabul edelim. Şu ana kadar yaptığın/m her şey yalnızlığımızı öldürmek içindi. Ne kadar çok çabaladık, o kadar çok dirilttik. Farklı dillerde şarkılar dinledik. Farklı tınılarda ağladık. aslında hiçbir zaman “o kadar” da farklı değildik. Paylaştığımız bir şey hep vardı. Kimi zaman yalnızlık, kimi zaman birkaç nota, kimi zaman da ufak bir tebessüm. Hep paylaştık, belki de paylaşmak zorunda bırakıldık. Hiç düşündün mü, en başa dönsek, sadece sen ve ben olsak. sever miydik birbirimizi? Yalnızlık diye bir kelime uydurur muyduk? Yoksa yalnız başımıza yaşamanın ağırlığını bir yük olarak değil, bir nimet olarak görür müydük?
Görüyor musun?
Paralel evren yani… Hani şu hep varlığına inan(ma)dığımız.
İnsanı bir bütün olarak algılamanın doğruluğuna inanmıştın hep. Bir insan eğer yaşıyorsa hissediyordur, eğer hissediyorsa görüyordur. Eğer görüyorsa sevebilir de. Zira sevmek, gözlerle gerçekleştirilen bir eylemdir. Madden görmek değil. İnsan hissettiklerini görerek sever. insan sever. İnsan hep sevmelidir. Çünkü insan sevmeden yaşayamaz. Sevmek, yalnızlık denilen o kozmik yapıyı yok eden tek şeydir. Zaten yalnızlık da hep söylediğin gibi insanoğlunun kurtulamadığı tek şeydir.
Şairin de dediği gibi, halklar kardeştir, ama hep kardeş olacak değiliz ya, halkların sevgililiği de unutulmamalıdır.
Görüyor musun?
Koca bir oda.
Koca bir oda düşün. Bir iki koltuk. Bir yemek masası. Bir de o hep sevdiğin mumun ışığı.