Psikiyatri kliniğinde havada duran bir adamın ilk kelimesiyle başlar.
“Normaldim bir zamanlar”
Kendi bedeninden 91 cm uzakta yaşadığını anlatır. Nedenini ise gezegene bir meteor çarpmasına bağlar, hem de 150 tonluk diye de niteler.
İlk olarak kendimizi “Sci-Fi” izler gibi buluyoruz, özel güç kazandığını sanıyoruz. Fakat; bahsettiği 150 tonluk meteorun, insanın “psikolojisini, varlığını, hayat felsefesini” alt üst ettiğini ve “acılar, olaylar ve diğer şeyleri” anlatmaya çalıştığını anlıyoruz.
Evinin teması yalnızlığı direkt yüze vurmakta ve meteor çarptıktan sonra beden çizgisindeki bozukluk neticesinde 91 cm uzakta yaşabilmek için verdiği mücadele, bulduğu yöntemler, çabuk kabullenme durumu insanın böyle bir psikolojiye alışması aslında hiç de kolay değildir, dedirtiyor bizlere. Tabii bu, iş hayatına yansımakta. Ve insanların kendisine bakış açısını değiştirmesi, yardım edebilecek tek kapı olan doktorun da kendisini anlamaması, durumun nasıl daha da çekilmez bir hal aldığını gözler önüne seriyor. Annesinden uzaklaşıp kimseyi görmemeye başlaması ve kurtuluşunu bir sonraki meteor çarpması olduğunu sanıp bu konuda çalışması olaya ayrı bir boyut katıyor.
İkinci meteorumuz gelip çarpar ve her şey eskisinden daha kötü hale geçer. Doktorunun konuşmaları, annesinin amcasından bahsedip neden konuşmadığını sorması ve kahramanımızın 100 insandan birine çarpıyormuş gibi bir cümle kurması… Evet bunlar tamamen şizofreni hastalığının bir ispatı olduğunu gözler önüne sermektedir. Soyutlanma, tanınan insanları unutma ve her 100 kişiden birine çarpma gibi özelliklerle şizofreni tamamen açıklığa kavuşmaktadır. Etrafta kendisinden başka hasar alan diğer nesne olan anten ise gerçeklikle olan son bağlantısıdır.
“Ne kadar çılgın olduğunu asla sana söylemezler, onu kaybettiğini, kendi başına kaldığını… Zihninin dışında”
Ellerine gözlerine siper ederek,
“Böylece biraz daha fazla, biraz daha az… Bilinmesi gereken nokta nedir… Kaç santimetre kaydığını bilmek… Şu an emin olduğum tek şey… Durduğum yer, artık sıkıntı vermiyor. Artık değil…”
Durulan yer pencere kenarı, artık sıkıntı vermeyen tek şeyin ölüm olduğunu kanıtlar nitelikte; “Buradayım, buradayım…!” çığlıkları.
Şizofreniyi çok farklı, rahatsız edici ve bir o kadar da güzel bir şekilde anlatmıştır bizlere.
“Buradayım ben! Heeyyyy”
[vsw id=”MXVJIsBDXjg” source=”youtube” width=”425″ height=”344″ autoplay=”no”]