Televizyonların absürd polisiye dizisi Behzat Ç. nin de senaristi olan Emrah Serbes’in ‘Erken Kaybedenler’ adlı kitabında yer alan aynı adlı öyküsünden Sami Berat Marçalı tarafından sahneye uyarlanan tek perdelik ve 70 dakikalık oyun, ‘İkinci Kat Tiyatro Ekibi’ tarafından 27-28 Haziran tarihlerinde Tatbikat Sahnesi’nde biz Ankaralı seyircileri ile buluştu.
Oyunun konusunu, terör eylemleri sonucu hayatını kaybetmiş asker ağabeyinden dolayı ruhsal dengesi bozulmuş 12 yaşındaki bir çocuğun hezeyanları oluşturuyor. Bu omurga üzerine, toplumumuzun yıllardır kanayan yarası Kürt-Türk çatışması; zaman zaman komik, zaman zaman dramatik ama tümüyle gerçekçi sahnelerle inşa edilmiş. Kürtlerin ve Türklerin davranışlarına ciddi eleştiriler getirilirken dengenin bir yönde bozulmamasına da büyük özen gösterilmiş. Oyunda, Denizhan Akbaba’yı; Nurettin, Bedir Bedir’i; Semih, Banu Çiçek Barutçugil’i; Nurettin’in Annesi ve Gözde Kocaoğlu’nu; Yağmur (Hevin) karakterlerini canlandırırken izliyoruz.
Repliklerinin bir bölümünün, biraz da sahne heyacanı ve oyuna aşırı konsantrasyonu nedeniyle seyirci tarafından anlaşılamaması dışında küçük sanatçı Denizhan Akbaba’yı çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Bu yaşta bir çocuğun oyuna bu denli iyi konsantre olabilmesi, daha da önemlisi; 70 dakikalık oyunun her bölümünde sahne almasına karşın hiçbir bölümünde konsantrasyonunu kaybetmemesi eşine sık rastlanır bir durum değildir.
En uzun replikler, dolayısı ile en ağır yük onda olmasına rağmen hiçbir repliğini unutmaması veya sıralarını şaşırmaması, doğrusu hayret verici ve takdire değer. Canlandırdığı Nurettin karakterinin ruhsal sıkıntılarını, seyirciye başarıyla ve samimiyetle yansıtması da cabası. Bunlar da yetmezmiş gibi yaptığı işe verdiği önem ve değerin bir göstergesi olarak tutmuş! saz çalmayı da öğrenmiş. Bu bağlamda, Denizhan Akbaba’nın Türk Tiyatrosu için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyor ve onunla birlikte, bu zor rolü üstlenip başarabileceğine kanaat getirerek ona bu görevi veren Sami Berat Marçalı’yı da yürekten kutluyorum.
Bedir Bedir’in başarısına gelince… Yadsınamaz elbet! Fakat o, bir anlamda da kendini oynadığı için bu denli etkileyici ve başarılı diye düşünüyorum. Buna mukabil, samimiyeti ve kendinden eminliği ile göz doldurduğunu da özellikle vurgulamam gerek. Hele hele! Kürtçe bir türkü eşliğinde sehpadaki kuruyemişliği bendir gibi çalıp bir oynayışı var ki, görülmeye değer.
Nurettin’in annesi rolünü üstlenen Banu Çiçek Barutçugil’in işi hayli zordu doğrusu. Bunun başlıca sebebi hiç kuşku yok ki oyunun tamamına yakın bölümünde seyircilere; acı çeken, çileli bir anne görüntüsü verme gerekliliğiydi.
Bir oğlunu askerde kaybetmiş, abisini yitirmiş olmanın bunalımını yaşayan diğer oğlunu da kaybetme korkusu çeken bir annenin haleti ruhiyesini seyirciye yansıtmak hiç de kolay bir iş değildir. Seyirci nezdinde başarılı olabilmek için yeri geldiğinde göz yaşı dökebilmek, bunun içinse rolünü içselleştirmek, zaman zaman değil, oyunun her anında canlandırdığı karaktere dönüşmek, sonuç itibarı ile oynamayıp o anı yaşamak gerekir ki, oyunculukta geçilmesi en zor eşiklerden biridir. Bunu, oyun içerisinde bi-hakkın başaramadığınız taktirde davranışlarınız sırıtmaya, yapmacıklaşmaya başlar. Evet! özde oyuncusunuzdur fakat tiyatro sahnesinde bir oyuncu olduğunuzu seyirciye asla hissettirmemek zorundasınız. Bu, seyircinin oturduğu sıralardan sahnenin büyülü atmosferine sokulabilmesi ve o anın gerçek anlamda yaşatılabilmesi için de gerek şarttır. Banu Çiçek Barutçugil, az tahsilli, sıradan bir Anadolu Kadını rolünü, annelerimizden yakınen bildiğimiz; kızgınlık, öfke, sevgi, şevkat, korku ve kuşku halleriyle, yer yer elde terlik kovalamacalar eşliğinde ve neredeyse hatasız sergilediği oyunculuk performansı ile bizlere sunuyor.
Son olarak, hayat dolu, hep gülümseyen, uzlaşmacı olduğu kadar uzlaştırmacı yönüyle de göz dolduran, tabiri caizse anne yarısı bir kızkardeş portresi var karşımızda… Her birimizin, ablalarımız ya da kız kardeşlerimizden aşina olduğumuz, sevgisini, sıcaklığını öpücükleriyle gösteren, tanıdık-bildik bir portre bu. Bu kez, Yağmur (Hevin) karakterini canlandıran Gözde Kocaoğlu’nun oyunculuğundan bahsediyorum. Senaryonun, ondan yana oldukça cimri davranmasına karşılık, güçlü karakterler arasında yok olmamayı, kişisel gayreti ve yeteneğiyle başarıyor denilebilir. O da Bedir Bedir gibi günlük yaşamındaki halini oynuyor sanki, o derece doğal bir görüntü veriyor.
Senaryo gereği, üst üste olması gereken iki evin yan yana dekore edilmesi, ön sıradaki seyircilerin, özellikle dar sahneli tiyatrolarda üst katı görememesi gibi teknik bir sorun yaratacağından, makul karşılanabilir. Bununla birlikte, seyircide farklı bir mekan algısı oluşturabilmek için, evin mutfak bölümünde geçecek sahnelerin izlenmesini engellemeyecek biçimde, iki mekan arasına bir ayırıcı paravan konulması düşünülebilirmiş.
Toplumsal anlamda kritik, bu bağlamda izleyici açısından da bıçak sırtı bir konuyu ele alıp hem nalına hem mıhına vururken, seyircisiyle arasındaki samimiyet bağını hiç koparmayan ve oyunu tereyağından kıl çekercesine sahneleyebilme becerisi gösteren İkinci Kat Tiyatro Ekibi’ni, başta Sami Berat Marçalı olmak üzere bir kez daha kutluyor ve bu güzel oyunu ilgiyle izleyeceğinizi düşünüyorum.