Kitap

Zamanın Kısa Tarihi

Zaman, ne kelime anlamıyla ne değil.

Q: It is an unknown, Captain. Isn’t that enough?
Jean-Luc Picard: If you’d earned that uniform you’re wearing you’d know that the unknown is what brings us out here.” -Star Trek: The Next Generation

Zaman, yalnızca Türkçe sözlüğün sonlarında yer alan bir kelime mi, bir boyut mu, yoksa romantik şairlerin ağıt yakmayı en sevdiği imge mi? Doğrusu, karar vermek zor. Yaşadığımız dünyada, her şeyin algılarımızdan ibaret olduğu dünyada, ne için kesin konuşabiliriz ki zaten?

En azından Stephen Hawking ve Star Trek: The Next Generation‘un yazarı Leonard Mlodinow‘un bu konuda bizi kapıldığımız romantizmden uzaklaştıracak bir kitabı var: Zamanın Daha Kısa Tarihi.

Dünya’daki Her 750 Kadın, Erkek ya da Çocuktan Birine Ulaşan Eser: Zamanın Kısa Tarihi

Bilimsel bir kitap için 237 hafta boyunca Sunday Times’in çok satanlar listesinde bulunmuş olsa dahi, her 750 kişiden birine ulaşmak o kitabın yazarları için ne anlama gelir bilinmez; lakin bunun insanlık ve bilim için ne ifade ettiğini çok daha rahat görebiliriz: merak.

İnsanlığın yaşamın başından beri, merak yetisine sahip oluşuyla beraber sorgulamaya başladıklarını hatırlatarak başlıyor Zamanın Kısa Tarihi. Konuların modern fizikle alakalı olması sizi yanıltmasın, çünkü insan ırkından daha yeni ya da modern sorular değil bunlar: Evren hakkında ne biliyoruz? Bunları nasıl öğreniyoruz? Evren nereden geliyor, dahası, nereye gidecek?
Basılmasının ardından sayısız geri dönüş alan bu kitap tam da bu sorular üzerinden gidiyor. Fizik eğitimi alan biri ya da akademisyen değilseniz kaybettiğiniz bir şey yok, çünkü birbiri ardına kayıp giden cümleleri anlamanın tek ön şartı fiziğe ve hayata ilgi duymak – yazarların meslektaşlarındansa diğer insanları düşündüğü aşikar! Zira Zamanın Kısa Tarihi çoğumuzca anlaşılır, net ve yalın bir dile sahip, bu da zaten ilginç olan içeriğini daha da sürükleyici hale getiriyor ve sayfalar hızla çevrilebiliyor.

Evreni düşünmek, işte bu sayfalardaki temel bu. Geceleyin gökyüzüne baktığımızda gördüğümüzden daha fazlasını anlayabilmemizin yolu, merak etmeye devam edebilmemizin yolu bu. Onlarca yıl önce, Bertrand Russel olduğu iddia edilen, bir bilim insanının konferans verdiğini yazıyor kitap. Dünya’nın Güneş, Güneş’in ise galaksi üzerindeki hareketlerini anlatır bilim insanı. Konferansın sonunda, arka sıradaki ufak tefek, yaşlı bir kadın yerinden kalkar ve “Bütün bu anlattıklarınız saçmalık. Aslında Dünya, dev bir kaplumbağanın üstünde duran bir tepsi.” der. Bilim insanı kibirle gülümser ve “Peki kaplumbağa neyin üzerinde duruyor?” diye sorar. “Sen çok zekisin genç adam, çok zeki.” der kadın. “Ama onun altında da hep kaplumbağalar var.”

Artık kaplumbağadan kulelere pek inanmıyoruz, ama inandıklarımız/bildiklerimiz hâlâ bilinmeyenin o koca boşluğunun yanında bir hiç kalıyor. Teoriler kanıtlanıyor ya da çürütülüyor, her şey değişiyor. Bizse anlamak için uğraşmaya devam ediyoruz. Günümüzde bir evren tanımımız var, fakat bu hiçbir şeye yetmiyor.

Kitap kütleçekiminden bahsederek devam ediyor, kütleçekiminden ve tezatlardan. Gerek bilimin aldığı tepkiler, gerekse antitezler olsun; anlaşılan kesinlik henüz evrenimize uğramamış. Anlatılan Görelilik, Uzay ve Eğriliği, İzotropik Orman (Özellikle de metaforları seven biriyseniz hoşunuza gidecek.), Büyük Patlama ve çok daha fazlası… Hepsi gerçek hayata dayalı örnekler, alıntılar içinde süzülüyor ve sizi yeni fikirlerle baş başa bırakıyor. Görsel hafızasına muhtaç biri olarak özellikle müteşekkirim, zira her bilim kitabında burada olduğu kadar çok diyagram ve resim olmayışı bazen okul seviyesindeki fiziğe geri dönmemi ve konunun aslından uzaklaşmamı sağlıyor – oysa Zamanın Kısa Tarihi’ni okumanın insanı teşvik ettiği yegane şeyler daha fazla okumak ve daha çok fikir edinmek.

Nasıl algılarsak algılayalım, mutluyken nasıl hızlı ve üzgünken nasıl yavaş geçerse geçsin, dizelerde söz etmekten bıkamadığımız zamanı anlamamızı sağlıyor kitabın vurucu bir kısmı. Bir boyuta yüklediğimiz anlamlardan uzak, zamanın aslında biz akıllı (bunu bir kibir ifadesi olarak görmemenizi rica ediyorum) varlıklar için ne anlama geldiği kitabın dayandığı temellerden başlıca olanı ve aklımda en çok yer edineni.

Dahası, solucan deliklerinden bilimkurgu yazarlarının en sevdiği nokta olan zaman makinesine, tüm olasılık ve mümkünatları vermeye çalışan anlatımıyla kitap ne çok teknik ne de yetersiz içeriğe sahip. Hawking’in diğer kitaplarının yanında bile daha hafif ama en az onlar kadar dolu kalıyor kitap benim gözümde. Ve kenarını kıvırdığım sayfaları, üstüne aldığım notlar, yavaş yavaş sentezlenen kendi Evren görüşüm ile kalıyorum son bölümü bitirdiğimde.
Daha çok Evren görüşüne ihtiyacımız var.

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *