İnsan doğar, büyür ve ölür. Bu cümleyi bir kez daha okumakta fayda var. Çünkü bu cümle sıradan bir cümle değildir. Her kelimesinin üstünde ayrı ayrı durulmalı, tam olarak ne anlattığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Birinci kelime: İnsan
Evrendeki en mükemmel ve en aşağılık canlı türü. Çünkü diğer bütün canlılarda olmayan bir şeye sahip, duygu ve düşünce.
Duygularımız, hislerimiz, sevinç, üzüntü, korku, şaşkınlık, hırs, heyecan, umut, sevgi, nefret, inanç… Bu saydığım ve saymadığım bütün duygular insanın, ana cümlemizin diğer aşamalarında kullanacağı kılavuzlardır. Duygularımız bizi yönlendiren birer güçtür. Bizi yönlendirilebilir yapan zayıflıklarımızdır aynı zamanda.
Ve düşüncelerimiz, örneğin siyasi ideolojilerimiz veyahut benimsediğimiz felsefi düşünceler, ülkemizin eğitim sistemi hakkındaki düşüncelerimiz, yaratılış hakkındaki görüşlerimiz… Düşüncelerimiz de tıpkı duygularımız gibi bizi insan yapan zenginliklerimizdir. Bizi insan yapan zayıflıklarımızdır aynı zamanda.
Duygularımızın kaynağı kalbimiz ve hislerimiz; düşüncelerimizin kaynağı aklımız ve bilgimizdir.
İkinci kelime: Doğum
Biyolojik bir mucize. Bu büyük maceranın başlangıç noktası. Diğer aşamalara geçmenin ilk şartı.
Üçüncü kelime: Büyümek
Fizyolojik, bilişsel ve psikolojik olarak olgunlaşmak. Doğum günü pastamızdaki mumların artışından ibaret değildir büyümek. Örneğin bir lise öğrencisi size “abi!” diye seslendiğinde büyüdüğünüzü hissedersiniz. Üniversiteden mezun olunca, baba olunca, babanız ölünce, torununuzu kucağınıza aldığınızda…
Bazı insanlar bu aşamayı yaşayamazlar ya da çok eksik yaşarlar. Son aşamaya geldiğinizde bu aşama değersizleşiyorsa, bu aşama eksik kalmış demektir.
Dördüncü kelime: Ölmek
Acı gerçek. Kaçış. Kurtuluş. Hem biyolojik hem fizyolojik hem psikolojik, nereden bakarsanız bakın bir son. Belki de her şeyin başlangıcı, ilahi bir mucize.
Öldüğünüz an ne büyümenizin ne doğmanızın ne de nasıl bir insan olduğunuzun bir anlamı kalıyor. Bildiğiniz bütün gerçekler, sahip olduğunuz bütün düşünceler ve hissettiğiniz bütün duygular değerini kaybediyor. Bu acımasız bakış açısı, önceki aşamaları olumsuz yönde etkiliyor kesinlikle. Bu bakış açısından kurtulup ölümü unutarak büyümek daha büyük bir gaflete düşürüyor insanı. İnsan doğduktan sonra büyümeli ve büyürken ölümü unutmamalı.
Bu cümle bize ne kazandırır veya ne kaybettirir?
Doğmuş ve büyümekte olan bir insan olarak hepimiz ölmek için mi yaşıyoruz?
Hayallerimiz, ideallerimiz, yaz tatili planlarımız, hırslarımız, kavgalarımız, iş görüşmelerimiz, sabahlara kadar
ders çalışmalarımız, bizi uyanır uyanmaz hızlıca yataktan kaldıran o büyük ve gizli güç. Bütün bunlar ne için?
Yolun sonunda ölüm varsa bu nefes nefese koşu neden?
Cevaplanması gereken sorular, sorulanması gereken cevaplar…