Hanoch Levin’in evlilik ve kadın-erkek ilişkileri üzerine yazdığı bu oyun, İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçıları tarafından bu yıl gösterime sunuldu. Musa Uzunlar ve Ülkü Duru’nun başrollerini paylaştığı bu tek perdelik kara mizah günümüz evliliklerine, belki de geleceğimizdeki hayatımıza ayna tutuyor.
Yona ve Leviya çiftinin 30 yıllık evlilikleri artık tek renktir. Onlar birbirlerini herkesten daha iyi tanıyor ve ne düşünüp ne tepki vereceklerine kadar her şeylerini bilebiliyorlardır.
Gençlikte hayatımız rengârenktir; tanıştığımız yeni insanlar, gittiğimiz yeni yerler, verdiğimiz birbirinden farklı onca karar bizi iyi ya da kötü etkilese de hayatımıza renk katar. Yeni olan her zaman daha cazip gelir, istesek de istemesek de. İlerisini düşünmek çoğumuz için bunaltıcı, çekilmez olsa da zaman oldukça hızlı akıyor ve her dakika biraz daha yaşlanıyoruz.
Hem çevresel hem de biyolojik olarak zaman içinde yaşadığımız bu değişim ister istemez hepimizin hayatını durgun bir denize çevirmek için uğraşıyor.
Karakterlerimiz Yona ve Leviya da tam da bunun sancılarını yaşıyor.
Toplumun ve yıllardır süre gelen geleneklerin kadına ve erkeğe yüklediği zorunlulukları ve herkesin yaşantısına işliyor. Kadın ne kadar farklı olursa olsun evliliğin anne, eş, evden sorumlusu; erkek ise baba, koca, evin güçlüsü oluyor.
Bu zorunluluklar ve birbirine, aynı hayata alışma durumu Yona’yı oldukça bunaltmış, kendi düşünceleri içinde boğulmasına neden olmuştur. Kötü olan hiçbir şey olmasa da iyi, değişik, heyecanlı bir şey de yoktur hayatında. Sıradan bir hayat, günlük işler, her gün birlikte olduğu bir kadın, aynı yatak, aynı kanepeler…
Leviya ise gözü yükseklerde olmayan, küçük şeylerle mutlu olabilen, sorunsuz, uyumlu bir kadındır. Leviya kocasına sonsuz âşıktır, doğrusu kocası da ona sonsuz âşıktır fakat Yona’nın tek sorunu sıradanlaşan hayatıdır.
Karar vermiştir, toplar bavulunu, gidecektir bu hayattan. Ama ufak bir kıvılcım sevdiklerimizi, mutluluğumuzu, alışkanlıklarımızı, içimize işleyenleri terk edip gitmemize yetecek kadar güçlü değildir. Gelip geçici düşünceler düzenli, huzurlu hayatımızı yıkmamıza neden olabilir yahut bu düşüncenin yanlışlığının farkına varıp sahip olduklarımızın kıymetini bilmemizi sağlar.
İşdar Gökseven’in de beklenmedik bir karakterle oyuna katılması Leviya ve Yona’nın bizlere tuttukları aynayı onların yüzlerine çeviriyor, ilişkilerinin birbirlerine olan bağlılıklarının değerini ortaya çıkarıyor.
Oyunda renksiz gibi görülen durum çoğu zaman güldürerek, şahit olduğumuz ya da ileride yaşayacağımız onca şeyi gözler önüne seriyor, kara bir mizahla seyircilere sunuluyor.
İyi seyirler.