Sırrın ve imkansızlığın kol gezdiği yamaçta Düştü toprağa kırdı kabuğu kaldırdı başını Büyüdü ve yükseldi vuruldu dağın koynunda Olmayan gözleriyle göğü delen o beyaz doruğa Ona uzak, ona soluk delirebilse delirecek karşısında. Keskin kayalar yırtsa kabuğunu yakamaz Bin türlü özlem…
Kayıp
Gökyüzünden biçilen kaftanı Yeryüzünde giyen ben Bıraktığım kadardır izim dehlizlerde Dereye yazılmaksızın atılan taş Ağıt olur çelikten gökdelenlerde Lime limedir başımdaki kalpak Kaypak bir derdin sinesinde Kaybolan akrepleredir hüznüm Hangi derdin neresinden tutayım Ağaç kütüğe dönüştü AH. Kaybetti yolunu silahlanmış…
Anlaşılmak Üzere
Çığ altında kalmış bir çağın Eteklerinde uzanır gibi. Akıyor sakince kalelerim Bir ışığı kaç kere kesebilirsiniz? Kaç kere öldürebilirsiniz yoklukları? Sorulmuştur bütün sorular bilirim Bakınca dalgalara görülebilir Yok olmaya yüz tutmuş bütün ümitlerim Peki bu şehir saklar mı şimdi? Çetelerden…
Kırık Teraziler Tartıyor Özlemlerimi
ilkel bir düş geçiyor boğazımdan sessizlik bürüyorken varlığımı yokluğun her gece devasa bir taş. çatlıyor hızla koşan kısrak ölüp kalıyor bir yerlerde. bir yerlerde ölüm kol geziyor bu saatlerde. bu saatlerde uyuyorsun mesela şakaklarım çok yalnız ölüm gibiyim şu sıralar…
Sessiz Saçmalıklar (XLIII – XLIV)
-Vol.43– Başarı diye gözümüze sokulan ve “standardı bu” denilen iş ve hayat şartlarına hapsolduk baylar. Koca bir yanılsama içinde yaşayan varlıklar olarak hayatımıza devam ediyoruz. Herkes görünürde mutlu, herkes sadece riya ile yaşıyor. Bütün bu pislikleri ne yapacağız, nerede saklayacağız? Gitmesi…
Derdest
yağmurun hikmetini anlar gibi. ben düşerken gözünden melaikeler tutmuyor mermi etkisiyle çakılıyorum yerlere kimselere denk gelmiyorum öldürmek için. ey vicdansızlar sokak lambaları yıldızlara denk düşer mi bastırınca karanlık ürker mi kediler beklemek binlerce yıllık deliliği geldiğinde tutup sıkar mı kalbimi…
Sessiz Saçmalıklar (XXXVI – XXXIX)
-Vol.36- İnsanı bir başkasının anlamaması kadar normal bir şey yoktur. Lakin, insan kendini anlayamazsa işte orada sıçmış demektir. Kelimelerle ifade edemeyip anlamlandıramadığım sıkıntılar var. Sürekli boş boş bakmak nedir bilir misiniz? Hayır tabii ki bilmezsiniz, çünkü bilseydiniz şimdi bir çoğunuz…
Girizgahta Tükenen Şiir
mümkinatı yok! bu gidiş, büyük bir batıştır. gemi kayıp, kaptanı yok ölüm girdabında son tur şimdi. son bir kez daha diyen bir çocuk gibi hür değildim. son bir kez daha sevseydim dört nala koşardı belki o zaman ağlardı gözlerim, o…
Sessiz Saçmalıklar (XXXI – XXXV)
-Vol.31- Kitaplara gösterdiğimiz özeni kitap ayraçlarına da göstermeliyiz. Çünkü onlar yetim ve öksüz piçlerden oluşan kimselerdir. -Vol.32- Bazı soğuklar insanın bedenine işlemez, bunun nedeni: o an içeride kocaman bir nükleer santral son sürat çalışmakta ve muazzam bir ısı enerjisi ortaya…
Yolu Kesen Nehirler
Ben diriyken göğü kazdı kuşlar Kemikler düştü tepeme. Koşarken düşüp sıyrıldı usum, Yadıma düştü bir seher vakti Gidip kustum, Her ne varsa umuda dair. Kavimler helak oldu benimle Not ettim görünenleri ellerime Kan damlıyor bak tufan peşimde. Denizler yükselirse uçacağız…