Dım, tım, tam, pom… Doğru kelime hangisi bilmiyorum. Önemi yok. Yedi dakikadır peşimdeler. Sekiz de olabilir. Dokuz olamaz. Olamaz işte. Ayak seslerini duyuyorum. Sanırım, izlerimi örtmekte, düşündüğüm kadar iyi değilim. Bakışlarım, yeşillikler arasında mekik dokuyor. Birkaç dakika öncesine kadar, bu yolun sonunda beyaz ışık olduğuna emindim. Beyaz ışık. Mecazi değil. Otoyol. Arabalar. Göz alan farlar. İnsanlar. Şimdi emin değilim. Yolun sonu karanlık görünüyor. Mecazi değil.
Aşağıda saklanacak yer yok. Oysa çukurları severim. Belki böylesi daha iyidir. Yukarı bakıyorum. Kıçımı kurtarmak istiyorsam, yıldızlara kadar tırmanmalıyım. Kıçımı kurtarmak istiyorum. Yıldızlara nasıl tırmanacağımı bilmiyorum. Ya şundadır ya bunda… Soldan ikinci ağacı seçiyorum. Hangi sol, hangi iki emin değilim. Birini seçtim işte. Geriye bakıyorum. Kimse yok. Çıtırdayan dalları duymasam, güvendeyim zannederim. Ağaç fena değil. Seçme şansımın olduğu da söylenemez zaten. Kaybedecek zamanım yok. Ağaca, hayatım buna bağlıymışçasına tutunuyorum, bir nevi öyle de. Hızlı olursam, dallar, yapraklar ve gökyüzü arasında kaybolabilirim. Hızlı olursam yaşarım.
Bundan tam iki ya da daha fazla ya da az saat önce, para kazanıyordum. Çalıyordum, kandırıyordum. Daha çok çalıyor, daha çok kandırıyor, hile yapıyor ve kazanıyordum. Benim büyük vurgunumdu. Terlememiştim bile. Büyük vurgunların sorunu budur. Yapacağınız son iş olmasının sorumluluğu büyüktür. Daha fazla kazanmalıydım. Adının hakkını vermeliydim. Kazanmalı ve kazanmalıydım. Sonra hepsini bırakacaktım. Bu işlerden çekilecektim. Aile kuracak, hafta sonları çocuğumun maçını izlemeye gidecektim. Gerçek bir çocuktan bahsediyorum. Çevirdiğim dolaplardan biri değil. Konforlu bir araba sürecek, banliyöde yaşayacak ve hafta sonları çocuğumun maçına gidecektim. Ama önce daha fazla kazanmam gerekiyordu. Bu yüzden, daha fazla uğraştım. Hepsi gelecekteki çocuğum için… demeyi isterdim. Yalan söylemeyi sevmem. Çocukları sevmem. Banliyöler, iş için gitmediğim sürece sıkıcıdır. Para kazanmak, daha çok kazanmak ve adımı altın harflerle tarihe kazımak istiyordum. Altınlar çalıntı olmalıydı; basit bir işten de değil, müze gibi, kraliyet müzesi gibi. Adımı kocaman yazmalılardı.
Bu yüzden daha fazla uğraştım. İşin kötü yanı, kazandım. Çok fazla kazandım. Kazıklandıklarını anlamaları daha kısa sürdü.
Ayağım kayıyor. Pes etmiyorum. Pes etmenin sırası değil. En tepede beni göremezler. Paralar ve mücevherler ve kartlar ağırlık yapıyor. Kazandım. Hepsini ben kazandım. Onlar kaybetti ben kazandım. Düşüyorum. Yıldızlardan değil. Ağaçtan. Yıldızlara ulaşamamıştım. Geldiklerini anlıyorum. Kafam yerde. Adımları yankı yapıyor. Kalkmaya hâlim yok. Yakalanıyorum. Kazandım. Şimdi de kaybediyorum. Bu işler böyle yürür.
Yazan: Ezgisu Karakaya