Kalabalığın içerisinde, üzerimde dik durmamı sağlayan bir maskeyle yürüyordum. Maske çok ağırdı ama yıllar, bir parçam olmasını sağlamıştı. Artık çıkarmak için çok geçti. Kulaklığımı takıp bir banka oturduğumda gözlerimi bir anlığına yok olmak üzere kapattım. Müziğin oluşturduğu sessizlik içerisinde nefes aldım.
Kısa bir süre sonra göz kapaklarımı araladığımda karşımda küçük bir kız çocuğu duruyordu.
Kaşlarımı kaldırarak ona odaklandım: “Merhaba.” Beni, düşüncelerimin zindanından alıp götürerek konuştu: “Merhaba.”
Uzanıp saçlarını okşadım, “Ne kadar tatlısın sen.” Biriken kan yanaklarına pembelik kattığında daha da sevimli hâle geldi. “Ne yapıyorsun burada?” diye sorduğumda yanıma oturdu. “Saklanıyorum.” Etrafıma göz gezdirip tekrar ona döndüm:
“Kimden?”
İçlerinde inanılmaz derece yoğunluk olan gözlerini gözlerime kenetledi: “Senden.”
Neler olduğunu anlamaya çalışırcasına gülümsedim.
“Efendim?”
İnce, narin sesiyle “Özür dilerim.” dedi.
İçerisinde bulunduğum durum karşısında kaşlarımı çattım.
“Neden özür diliyorsun?”
“Seni tanımadığım, tanıyamadığım için.” Devam etti: “Sana istemediğin şeyleri yapman için zorladığım, sıktığım ve bunalttığım için, değerini bilmediğim için senden özür dilerim.” Şaşkınlıkla etrafıma bakmaya başladığımda küçük bir çocuğun beni oyuna getirip getirmediğini anlamaya çalışıyordum.
“En çok da olmadığın biri gibi yaşamana izin verdiğim için.”
Oturduğum yere doğru yaklaşarak yumuşacık elini yanağıma koydu.
“Sana çok baskı yaptım öyle değil mi? Sürekli cezalandırdım.”
Alay ediyormuş gibi görünen ama içinde dehşeti barındıran gülümsememle ona odaklandım. Gerçekten şu an ne yaşıyorum ben? Bir şakanın içine düşmüş olmalıyım.
“Artık mutlu olmanı, geçmişi unutmanı istiyorum. Ne yapmak istediğini bul, neleri sevdiğini… Cevapları yeniden bul.”
“Tamam, bu kadar yeter,” diyerek sanki gittikçe buz tutan oturduğum zeminden kalktım. “Annen nerede senin?”
Etrafıma bakınmaya başladığımda elimi tuttu.
“Ona çok fazla yük olduğunu hissediyorsun öyle değil mi?” O an vücudumdaki tüm kan çekildiğinde nefesimi tuttum. Tuttuğu elim mermerden farksızdı.
“O böyle düşünmüyor, O senin en iyi arkadaşın. Maskelediğin ruhun karşısında belki seni çok iyi tanımıyorlar ama ardındakini de tanımaya hazırlar. Buna sen de hazırsın. Yıllardır hareket etmeni engelleyen kabuğunu kırma vaktin geldi.”
Düştüğüm anlamsız boşluğun içinde derin bir nefes aldım.
“Kendini zayıf ve işe yaramaz hissetmekten vazgeç. Sandığından çok daha güçlüsün.” Bacaklarıma ani bir kan boşalmasının ardından kalktığım soğuk zemine geri oturdum ve küçük kızın inanamadığım şefkatli gözlerine baktım.
“Elinden geleni yaptığını biliyorum. Sadece geçmişini, yıllarını özgür bırak. Artık yeni bir dönem başlıyor. Bizi keşfedeceğin bir dönem.”
Elini uzatıp gözyaşımı silene kadar ağladığımı fark etmemiştim bile. “Her günün hakkını vererek yaşa ve gün sonu geldiğinde ne olursa olsun pişman olma.”
“Nasıl?”
Boğazımdan yüksek sesli bir hıçkırık yükseldiğinde gözlerim, şaşkınlığım karşısında kocaman oldu.
“Evet, zor günler olacak, ama bu günlerin karşısında yeni Cansu olacak. Kendini tanımaya başlamış, kendini görmeye başlamış, kendine hayat vermeye başlamış yeni Cansu.” dedi. “Lütfen beni daha fazla saklama, daha fazla susturma. Bırak bağıralım.”
Her hece kalbime dokunan nazik, yumuşak ve sıcak bir nefes gibiydi. Yıllardır eksikliğini hissettiğim bir nefes. Hızla ona doğru eğilip dizlerimin üzerine çökerek onu kollarımın arasına aldım. Bu temas ezelden beri aradığım bir anahtardı.
Kollarımın arasından kaymaya başladığında onu daha sıkı tutmaya başladım. “Gitme, beni bırakma!”
Küçük dişlerini göstererek kocaman gülümsediğinde, “Artık özgürüm, teşekkür ederim.” dedi.
Ruhumdan bir şey eksilmiş gibiydi ama aksine, adeta tamamlanmış hissediyordum. Gözlerimi açtığımda kendimi yumuşak yatağımın içinde buldum. Tüm vücuduna elektrik veren, sesini soluğunu kesen, dipsiz bir kuyuya düşüşün hayal meyal anımsanışı gibi baş döndürücü bir rüyaydı. Sanki hiç ağırlığım yokmuş gibiydi. Başımı pencereye çevirdiğimde tan yerinin ağardığını gördüm ve yerimden kalkıp camı açtım.
“Kim olduğunu biliyordum,”
Gülümsedim:
“Kim olduğumu biliyorum.”
Bu, hayat suyu içerisinde çırpınıp durmuş, kendini bir sele dönüştürmek varken küçük bir damlasıyla yetinmiş bir kızın birikme hikayesi.
Yazan: Ceren Özdemir
Sayı: 49