İnsanlar, bir arada yaşamak için kendilerine belirli disiplinler oluşturmaktadır. Bu disiplinlere olan bağlılıkları, bir arada yaşama kalitelerini etkilediği için çok hassastırlar. Disiplinlerin zarar göreceği hissiyatına kapıldıklarında ise, durumu kurtarmak üzere, “kriz” ilan ederler ve fedakâr bir tutum sergilemeye başlarlar. Bu noktada; bahsi geçen disiplinde hata olduğu ve rahatça kullanılamadığı kimsenin aklına gelmez. Tek istenilen şey, kötü son senaryosu unutulana kadar fedakârlık yapmaya devam etmektir.
Kriz isminin önüne bir disiplin adını sıfat olarak koyarak, o krizin türünü belirleyebilirsiniz. Örnek olarak; ekonomik kriz, sosyal kriz, psikolojik kriz vb.
Kısa bir hatırlatma özeti yapalım: Sizden önce gelen insanlar bir arada yaşamak için belirli disiplinler türetti, bu disiplinde hata meydana geldi, olumsuzluğun ortadan kalkması için belirli bir süre sizden fedakârlık beklenildi, olumsuluz giderilmiş gibi oldu, eskiden belirlenen disiplin tekrar yürürlüğe girdi…
Bu şekilde düşünürsek “Genel olarak rahat yaşayalım da, kısıtlı sürelerde canımız sıkılsa da olur.” demiş oluruz. Eğer böyle bir şey dersek de, yöneticilerin kızarmış ekmeklerine hem yağ hem de bal sürmüş oluruz. Neden mi?
İnsan psikolojisi tekerrür eden olaylara karşı sürekli olarak azalan miktarda tepki vermeye devam eder. Eğer bahsi geçen disiplinlerde bir güçleşme olmazsa yakın zamanda insanların bu disiplinleri ciddiye alır bir tarafı kalmaz. Mesela, geliri sürekli olarak artan bir kişinin giderleri aynı miktarda kalsaydı “Daha fazla gelir elde etmeliyim!” ihtiyacı bulunmazdı. Tabii ki disiplinin kendisine bağlı insanlar istemesi sonucu, “Daha fazla şeye sahip olmalıyım!” düşüncesi aşılanmalıdır. Baktınız ki insanlar daha fazlasını tüketmek istemiyor, o zaman da temel ihtiyaçların değerini hızla arttırır ve yine o insanları daha fazla disipline bağlı olmaya zorlarsınız… Yöneticiler mi disiplinleri, disiplinler mi insanları, insanlar mı disiplinleri ele geçirmeye çalışıyor, bu pek belli değildir…
Üst paragrafta verdiğimiz varsayımları “ekonomik kriz modellemesi” üzerinden yaptık. Oluşturulacak kriz sayesinde, ekonomi disiplinine olan bağlılık arttırılmaya çalışıldı. Peki, diğer kriz türlerini de tetikleyerek insanları yönetebilir miyiz?
İnsan ilişkileri arasındaki krizlere bakacak olursak, bu sorunun yanıtına yaklaşabiliriz. İki birey arasındaki ilişkinin kuvvetlendirilmesi için bir kriz ortamı yaratalım. Biri, diğerine “Böyle giderse anlaşamayacağız gibi duruyor.” desin. Cümle tarzımızın kesin bir yargı barındırmadığını ve karşı tarafa kriz oluşturma amacıyla sunulduğu bellidir. Ve gerçekten de bu cümle kriz oluşturabilirse, bahsi geçen ilişkinin kuvvetlenme ihtimali vardır. Aksi takdirde; zaten diğer kişi “Nasıl giderse? Ne konuşuyorsun sen? Defol git buradan!” gibi bir tavırla kriz öncesinden ilişkiyi bitiriyorsa bu da o ilişkinin sahteliğini ortaya çıkarmış olacak. Her iki türlü de bu krizi meydana getiren kişi kârlı çıkmış olacağa benziyor. Ya sahte bir ilişki bitirecek ya da krizle ilişkisini sağlamlaştırmış olacak…
Ülkeler, şirketler ve insanlar; üzerine düştükleri disiplinler hakkında krizler oluşturarak karşılarındaki kişileri yönetim altında tutmaya devam edecek. Bu “kriz ile yönetim” meselesi birilerinin canını olukça sıkacak, birileri bu konudan habersiz yaşamaya devam edecek ve birileri ise “karşı krizler” oluşturacak…
Aslında yukarıda anlatılan tedbirlerin ya da eylemlerin asıl kaynağı güven eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Ülkeler, şirketler ya da insanlar; diğerlerine güvenebilseydi, kimse kimseyi yönetmeye bile çalışmazdı. Fakat karşımızdaki kişinin ne düşündüğünü ve yarın ne yapacağını tahmin edemediğimiz için türlü disiplinler üretmeye ve bizi bu “kriz ile yönetim” oyununa dahil etmesine izin vermeye devam edeceğiz…