Turan Oflazoğlu, III.Selim, Deli İbrahim, Mimar Sinan ve Kösem Sultan gibi Osmanlı Dönemi’nin önemli şahsiyetlerini konu alan tiyatro oyunlarına ek olarak, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Baba, Kanlı Düğün, Bernarda Alba’nın Evi, Moliere, Romeo ile Juliet gibi yabancı oyun yazarlarının eserlerinden yaptığı başarılı çevirileriyle, yalnızca Türk Tiyatrosu’nun değil Türk Edebiyatı’nın da önemli simalarından biri haline gelmiştir.
Oflazoğlu’nun, gerek devlet tiyatroları ve şehir tiyatroları gerekse çok sayıda özel tiyatroda yüzlerce kez sahnelenme başarısı göstermiş ‘Kösem Sultan’ adlı oyunu, dramatik tiyatro oyunlarının hemen tümünde belirgin ve ön planda olan ana karakterlerin yanısıra, yardımcı karakterlere de geniş rol ve replik imkanları sunmasıyla öznelleşir. Kimi sahnelerde bununla da kalmaz; figüran olarak sahnede bulunduğunu düşündüğümüz bir yeniçeri askeri, hiç beklenmedik bir anda konuşmaya, içinde bulunulan zaman ve mekanla, kişiler ve olaylarla ilgili ciddi tespitler yapmaya başlar. Bu durum, tiyatro izleyicisine seyir zenginliği yüksek bir sahne sunar.
Oflazoğlu’nun, iki perdelik ve iki saat kırk dakika süren bu oyununu dün gece Ankara Cüneyt Gökçer Sahnesi‘nde izleme fırsatı buldum. Oyunu izledikten sonra zihnimde oluşan kesin kanaat şuydu;
“Bir tiyatro oyununda rol alan oyuncular ne denli başarılı olurlarsa olsunlar, o oyun, dar oyuncu kadrosu ile dar bir sahnede, kısıtlı dekor, kostüm ve ışıklandırma olanaklarıyla seyirciye sunuluyor ise izleyici hatırında ancak “güzel bir oyun” olarak kalacaktır. Buna karşın, sayılan kısıtlamalar kaldırılıp olanaklar genişletilirse, o oyun, tıpkı Cüneyt Gökçer Sahnesi‘nde olduğu gibi görsel bir şölene dönüştürülebilir.”
Bu prodüksiyon, devlet tiyatrolarında sık rastlanır türden bir prodüksiyon değil. Dansözleri, cariyeleri, zenneleri, tımarlı sipahileri, yeniçerileri, ağaları, paşaları, sultanları, vezirleri, padişahı, sadrazamı, lalası, çeşnicibaşısı, tuluatçısı, hamalı, tellağı, ırgatı derken; toplam 92 Kişilik bir oyuncu kadrosundan oluşuyor…
-Dile kolay!..
Bir tiyatro oyununda böylesi bir oyuncu kadrosunu, aynı sahnede performans sergilerken görebilmek, doğal olarak büyük bir keyif veriyor seyirciye.
Örneğin, tımarlı sipahiler ile yeniçeriler arasındaki kıyasıya mücadeleyi geniş bir sahne ve çok sayıda figüran ile salonda yankılanan kılıç şakırtıları eşliğinde seyirciye sunmak mümkün olabiliyor. Bu kıyasıya mücadeleyi izleyen sekiz-on yaşlarındaki bir seyircinin “Anne bu gerçek mi?” şeklindeki haykırışı, diğer seyircileri gülümsetirken sahnedeki sanatçıları açıktan açığa motive ediyor. Üstelik, bu büyük kadroyu oluşturan her oyuncunun; dönemi yansıtan rengarenk kostümler içerisinde, başarılı bir ışıklandırma düzeni altında, hareketli sahne platformları üzerinde ve mükemmel bir sahne dekoru içerisinde, yaptığı işin tadına vararak oyunculuğunu sergilediğini görebiliyorsunuz… Böylesi bir oyundan etkilenmemek mümkün mü?
Özlem Ersönmez’in Kösem Sultan performansına yönelik, çeşitli tiyatro eleştirmenlerinden gelen ‘yapmacık’, hatta kimilerinin küçümser bir eda ile ‘yetersiz’ şeklindeki ağır eleştirilerine rağmen ben onu, canlandırdığı karakterle yeterince bütünleşmiş gördüm. Ona, ‘yapmacık’ olduğu iddiası ile eleştiri yöneltenlerin bir kez daha ve dikkatlice izlemelerini (özellikle boğulma sahnesindeki hareketlerini) öneririm.
Turhan Sultan‘ı canlandıran Elvin Beşikçioğlu istekli ve heyecanlıydı. Bektaş Ağa‘yı canlandıran Mithat Erdemli ve Mustafa Ağa‘yı canlandıran Ahmet Yavuz Sepetçi, makamlarına yaraşır ağırlıkta ve yerlerini dolduran tavırları ile dikkat çektiler. Meddah Tıfli rolünü üstlenen Nejat Armutçu sahnenin her köşesinden döneme ve bu güne tatlı göndermeler yaptı. Şeyhülislam Bahai rolündeki Mehmet Gürkan ise tek kelimeyle kusursuz bir performans sergiledi. Onu izlerken bir an için düşündüm de “Şeyhülislamlar onunla aynı mantaliteye sahip olabilselermiş Osmanlı Devleti daha nelere kâdir olabilirmiş.”
Sünnet düğünü sahnesinde, cariyelerin modern dans topluluklarını hiç aratmayacak güzellik ve uyumla sergiledikleri, başarılı bir ışıklandırma ile desteklenen danslarına gelince… Rejisör Murat Atak’ın bu hususta, Deniz Çığ gibi profesyonel bir koreograftan destek aldığı açıkça belli oluyordu.
Bu büyük prodüksüyona katkıları yadsınamayacak; Funda Çebi’yi kostüm tasarımları, Ersen Tunççekiç’i ışıklandırması ve Behlüldane Tor’u, oluşturduğu fonksiyonel dekor tasarımından dolayı yürekten kutluyorum.
İsterim ki bu oyunu, Ankara Cüneyt Gökçer Sahnesi gibi tiyatro olarak tasarlanmış ve inşa edilmiş modern bir yapıda, o yapının sunduğu geniş olanaklarla; Murat Atak’ın rejisi, 92 kişilik oyuncu kadrosunun sunumu, aynı dekorlar, aynı kostümler ve aynı ışıklandırma düzeni ile izleme fırsatınız olsun.
– Eminim, bu görsel şölenden çok etkilenecek, büyük keyif alacaksınız.