İKİ UCU BOZUK
Tarık çocuk yaşlarından beri bipolar bozukluğa sahipti. Bu iki uçlu duygu durum bozukluğu Tarık’ın hislerinin gelişimine ambargo koymuştu. Duygusal zekası o kadar geri kalmıştı ki; iyi ile kötü arasındaki farkı ayırt edebilmekten yoksundu. Fakat böyle olmasının sayısal zekasına ters orantılı olarak katkısı olmuştu. Tarık, yüzünden hiç eksik olmayan boş bakışlara, çirkin sayılabilecek bir surata ve gayet yapılı bir vücuda sahipti. Ayrıca hastalığı vicdanlı birisi olmasına da izin vermediğinden olaylar karşısında istemsizce bazen aşırı gaddar bazen de aşırı saf kalabiliyordu. İlkokul dördüncü sınıftayken arkadaşının yaptığı el şakasına aynı şekilde karşılık vermek istediğinden arkadaşının kafasına sürekli vurmaya başladı ve okulun hademesi gelene kadar durmadan devam etti. Arkadaşı acı acı haykırırken bomboş gözlerle arkadaşının pertini çıkartmıştı. Okulun hademesi zamanında yetişememiş olsa belki de arkadaşını komalık edecekti. Bu olayın üzerine münasebetsiz ve bir o kadar bahtsız arkadaşının velisi okula gelmiş ve Tarık’tan şikayetçi olmuştu. Yaşadığı çevre aşırı bağnaz ve batıl inançlı insanlarla dolu olduğundan, Tarık’ın kötü şöhreti çabucak tüm mahallede yayılmıştı. Aileler çocuklarına, Tarık ile arkadaşlık etmemelerini tembih edip durmuşlardı sürekli. Tarık iyice yalnızlığa sürüklenmiş, çevresi tarafından kabul görememiş ve arkadaşları tarafından da acımasızca suçlanmıştı. Annesi her ne kadar onu korumaya çalışmışsa da başarılı olamamıştı. Böylesine cahil insanlara laf anlatmaya çalışmak tamamen boş bir uğraş olurdu. Bu yüzden annesi Tarık’ın iyiliği için en iyisinin daha özgürlükçü bir toplumda yetişmesi olacağını düşünüp hastalıklı oğlunu abisinin yanına yollamıştı. Tarık’ın dayısının oturduğu muhit biraz daha gelişmiş olduğundan insanlar daha genişti doğal olarak. Böylece Tarık okula dayısının yanında devam etmişti.
Tarık üniversiteden mezun olana kadar dayısının yanında kalmıştı. Dayısı onun insanlarla olan ilişkilerine sınırlar getirmişti. Tarık kimseyle kendini tanıtacak kadar konuşamamıştı. İletişime geçerken her zamanki boş bakışlarla sadece istediği şeyleri elde edebilecek kadar konuşuyordu. Hatta bazı zamanlarda tek kelime dahi etmiyordu. Bu yüzden üniversiteden mezun olana kadar dayısı sürekli Tarık’ın elinden tutmuştu. Tabi Tarık’ın matematik profesörü de Tarık’a sürekli yardımcı olmuştu. Çünkü Tarık’ın matematiğe olan yeteneğinin en başından beri farkındaydı. Profesör, Tarık’ı üniversiteden mezun olur olmaz yardımcı olması için yanına almış ve evinin bir odasında ona yer vermişti. Profesör, Tarık’ın sayesinde birçok ödül kazanmıştı. Ama işin en güzel tarafıysa kimsenin Tarık’ın varlığından bile haberi yoktu ve profesörün de ödülleri almak için tek yapması gereken şey Tarık’ı hayatta tutmaktı. Tabi Tarık’ın ödül almak ya da dünyaya adını duyurmak gibi hırsları olmadığından, Tarık sadece matematik yapmayı yapabildiği tek şey olduğundan yaparken, profesör onun sayesinde zenginliğini ve itibarını kat kat arttırmıştı.
Profesör, Tarık’a insanların inanç sistemleri hakkında bir sürü dini ve felsefi kitaplar okutmuştu. Çünkü o sıralar çok gündemde olan dinlerin doğruluğu hakkında yapılan tartışmaları belki Tarık’ın uçsuz bucaksız matematik ve geometrik zekasından faydalanarak bir sonuca ulaştırabilirse insanlık tarihinde çığır açan biri olabilir ve adını tarih sayfalarına yazdırabilirdi. Tarık haftalarca bu problemi bilimsel denklemlere dönüştürmeye çalışarak geçirmişti. Duygusal zekası geri kalmış olduğundan delirme ihtimali de oldukça azdı ve profesör bunu bildiğinden Tarık’ı temel ihtiyaçlarını karşılamak dışında rahatsız etmiyordu. Haftalar sonra profesörün sabrı iyice dolup taşmıştı, çünkü artık fazla zamanları yoktu ve haftalardır Tarık’tan ne ses ne de seda vardı. En sonunda profesör dayanamayıp Tarık’ın odasına daldı ve çalışmalarını karıştırmaya başladı. Profesör sinir krizine girmişti sanki, ün ve şöhret bağımlılığı gözünü kör etmişti. Bu sırada Tarık da boş bakışlarla profesörü izliyordu. Profesör sonunda bitkin halde başını ellerinin arasına alarak yere oturduğu anda Tarık’ı elinde bir kağıt parçasıyla kedini izler halde buldu. Aniden yerinden zıpladı ve bir hışımla Tarık’ın üzerine çullandı. Tarık elindeki kağıdı o kadar sıkı tutmuştu ki kolu kopsa bile kağıdı bırakmayacak gibiydi. Profesör büyük bir şaşkınlık içinde kalakalmıştı çünkü Tarık böylesi bir hareketi daha önce hiç yapmamıştı. Profesöre ödül kazandırdığı problemlerin çözümlerini bile kapının altından atmıştı hep. Profesör korkusunu göstermemeye çalışmış ve Tarık’a bağırarak yaptığı hadsizliğin sebebini derhal açıklamasını istemişti. Tarık’ın suratı ilk kez gerçek bir ifade almıştı. Nefreti ve hüznü çok kolaylıkla anlaşılıyordu yüzünden. Tarık emin ve sağlam adımlarla profesörün üzerine yürüdü ve ardından ellerini profesörün boynuna dolayıp boğazını sıkmaya başladı ve profesör kendinden geçmesinin ardından profesörü arabanın arka koltuğuna yatırdı ve eski mahallesinin yolunu tuttu. Tarık’ın geçirmiş olduğu duygusal değişim, inanç sistemlerinin üzerine sistematik çalışmalar yaparken çok eski tarihlerden beri insanların saçma sapan dinlere inanması ve inandıkları şeyler uğruna acımasızca kendinden olmayanları cezalandırmalarını hafızasında eskiden yaşadığı olaylarla örtüştürmesiyle başladı. Ve iki uçlu duygu durumu bozukluğunda çok ani şekilde duygusal değişimler ve bozukluklar oluşurdu. İşte Tarık’ın çalışmalarının ve yaşantılarının birbirlerini kestiği noktada duygusal değişimi baş gösterdi.
Tarık artık eskisi gibi hissiz değil nefret dolmuş bir insandı. Ayrıca hafızasının çok güçlü olması da aradığı insanları rahatlıkla bulmasını sağlamıştı. Tarık’ı ilk başta kimse tanıyamamıştı fakat Tarık birkaç günde bütün eski tanıdıklarına kendini tanıtmış ve profesörü de tehdit ederek amacına ulaşmak için kullanmıştı. Herkes artık Tarık’ı kabullenmiş hatta belki bir faydası olur diye düşünerek yaranmaya bile çalışmışlardı. Ama Tarık kendisine yapılan haksızlıkları unutmamıştı ve ilkokulunun konferans salonunda profesörün seminer vermek istediğini açıklayarak mahalleliyi salonda topladı. Tarık seminerin bitiminin ardından alkışlayarak sahneye çıktı ve herkese bir soru yöneltti:
”Eğer bana, inancınız uğruna insanlara eziyet etmenizin tek bir mantıklı sebebini açıklayabilirseniz hepiniz özgürsünüz ama açıklayamazsanız hepiniz eziyet ettiğiniz insanlar gibi eziyet göreceksiniz.”
İlk başta herkes ölüm korkusuyla aklına gelen her şeyi söylemeye başladı. Fakat Tarık hiçbir cevabı kabul etmiyordu çünkü mantıklı bir cevap verilememişti Tarık’a göre. Kalabalık daha sonra kaba kuvvete başvurmaya çalıştı ama Tarık böyle olacağını da tahmin etmiş olduğundan önlemini çoktan almıştı. Mahallelinin çocuklarını okul servisinde beklettiğini ve herhangi bir saldırı girişimi olursa çocukları umursamadan öldüreceğini söyledi. Bu olayların ardından profesör her şeyi anladı ve kalabalığa sakinleşmeleri gerektiğini anlattı.
”İbrahim’in oğlu nasıl İbrahim için ölümü göze aldıysa bizde çocuklarımız için aynı şeyi yapmalıyız” dedi profesör. Tarık da ”Madem ki bu cevabı verdin profesör, o zaman hep beraber doğru olup olmadığını öğrenmeliyiz” diye yanıt verdi.