Dil gelişmiş bir iletişim aracıdır. İlk çağlardan itibaren insanlar anlaşabilmek için çeşitli yollar denemiş, bu yollar evrilerek günümüz dillerini oluşturmuştur. Diller, bu evrilme sürecinden geçerken hamuruna yetiştiği coğrafyanın özelliklerini, toplumlarının gelenek göreneklerini katmışlardır.
Dillerin bu süreç içerisinde geçtiği yolları inceleyerek o toplumun değer yargılarına ulaşmak mümkün olur. Örneğin Türklerin Arap kültürü ile yaptığı ortaklığın bir sonucu olarak, Osmanlı’nın duraklama döneminde Jön Türklerle birlikte gelen Batı ve Fransız etkisi ile dilimiz yabancı dillerle entegre olmuştur. Bu da kültürel yozlaşmayı beraberinde getirmiştir. Kültürel yozlaşma bizi bağlı olduğumuz köklerden uzaklaştırmış, göçebe yaşamın gerektirdiği “daha az” ataerkil yapının bozulmasına sebep olmuştur. Şu an dilimizde var olan belli kalıplar bu durumun göstergeleridir. Günümüzde yaşanan kadın cinayetleri, cinsiyet eşitsizlikleri, sosyokültürel çatışmaların dilimizde de somut karşılıkları bulunmaktadır. Eski Türk boylarında kadınların lider bir profil taşıdıkları yönünde birçok anlatı yer almaktadır. Bunların en başında Türklerin anaerkil bir toplumsal yapıya sahip oldukları yönünde özelliklerin yer aldığı Umay Ana Miti ve İskitlerin kadın hükümdarı Tomris Han’ın liderlik özellikleri ifade edilmektedir. Tabii ki bunlar asıl ataerkil sistemin yanında yeşeren birkaç çiçekten başka bir şey olamayabileceği gibi aynı zamanda da geçmiş toplumsal bakış için umut vadeden örneklerdendir. Ancak dilin gelişim yolculuğunda bu bakış, “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.” – “Kız girdi on üçüne; ya erdedir ya yerde.” anlayışına dönüşmüştür.
Her köşe başında yaşanan huzursuzluk, hoşgörüsüzlük, farklılığa tahammülsüzlük, dilin ruhuna işlemiştir. Dil ve toplumsal tutumlar arasındaki bu ilişki belli bir süre sonra yerleşmiş, bir kısır döngüye sebep olmuştur. Başlangıçta durumlar üzerinden gelişen dil, yeni nesilleri eğiten bir araç hâlini almış ve gelecek nesilleri sahip olduğu tüm bu özellikleriyle yetiştirmiştir. Bu da ataerkil bir dünyada ataerkil dile rağmen var olmaya çalışan kadınları ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden Konfüçyus’un da dediği gibi bir toplumu değiştirebilmek ve geliştirebilmek için kısır döngüyü bir noktada bozmalıyız. Bu da dil üzerindeki hakimiyetimizi artırarak, kontrolü, bilinçli dilbilimcilerin, sosyologların, toplum mühendislerinin eline bırakmakla mümkün olur.
Yazan: Ezgi Erdem
Sayı: 49
Kısa ama çarpıcı, adeta gerçeğimizin izdüşümü olmuş . Tebrikler.