güz rengini külden almışsa
susarak geçmeliyiz bu diyardan
başımızda ne kuşlar dönüyor
ne de kendini kaybetmiş hatıralar
özlem biriktirmek heybelerde
ne cesaret ister söyle
söyle de dinlesin bir sazın yankılarını
ruh sığınağına kapanmış kulağım
göz kapakları sarhoşken açılırmış
böyle buyurdu nef-i zar
son kez verdiği o eşsiz konferansta
hiçbirinizi göremedim oralarda
o akıl almaz kuytularda
tedirgin bir kediyi oynatıyordu
ışıklı bir yumakla
küfür ediyorduk beşer onar gruplarla
sıratın acısını geçmeden biliyorduk
ağlamıyorduk sadece susuyorduk
susamak susmayla eş değer
yazılsın satır ortalarına
arabesk bir mektup fırlıyor kapıdan
gözlerinde o eski kırkbeşliklerden bir nem
elinde kırkbeşlik tam karşımda
ki vursa alnımdan ağrımayacak dizlerim
göçeceğiz bu yaylalardan
sırtımı ürpetmeyi bekleyen nefesin
pahalı bir tabloda
geçiyoruz bütün bu tozsuz yollardan
devletin gazabından korkuyoruz
üzümleri nerede deyip gülüyoruz
tam burada şiirimde bi’set
destek bekliyoruz eflak ve boğdan’dan
gelmeyecek biliyoruz kaybedeceğiz
o güzel rıhtımları
bu yaz çetin geçecek
karacağız susmaya yemin etmiş karları
güz rengini külden almışsa
afak mordur
güneş mavi
yıldızlar yeşil
gökyüzü kırmızı
dağların taş olduğu anlaşılmalı
ve tanrı ağlatmayın diyor
kocaman gözlü güzel kadınları