sakince geçip gidiyorum vadilerden
atılan kementlerim hep boş döner,
fırtına alıp götürürse bir gün
aklım uçurumdan aşağı düşer.
sen ölünce inanır dedi dilsiz keşiş
fırtına şart ve tabii bir de gösteriş,
sade olmalı diyorum ve rahatça.
dilimden düşmeyen sessiz serzeniş.
alnımdadır bütün kara lekelerim
zımparalansa geçmiyor kesilsin baş,
ah diyorum sustukça gözlerim yaş.
basıp düşsem şu tuzlu sulara
aklımı bırakıp gezebilsem dağlarda,
isyan borcu varmış artık
her tayfanın kaptana.
sıratı geçerim diyorum da mizan çok zor
denge için zar atıyorum aslında,
sigaralar et üstünde sönmüyor
acı hissedilmiyor şu sıralarda.
şu sıralarda kar yağıyor mesela
güvenmeyi düşündüğüm bütün dağlara,
yalancının biriyim ne desem boş
dağlar da delinmez olmuş nasılsa.
çaresizlik büküyor çağlayan ruhumu
çıkan her ses kulağımda patlıyor,
her sözü bir mezar kendisi de bilmiyor.
çocukluğum hapistir bakan gözlerinde
bakmadığım her an koca adam olurum,
benliğim gark oldu dudaklarının izine
elini çekiverse kendimi unuturum.
fıtratımı koparıyorum şu koşan atlardan
en ölü benim yaşayan adamlardan,
nefesi yok iken tenim buz tutuyor
ben öldüm diyorum kimse anlamıyor.
meksika çıkmazıdır attığım her adım
ben öldüm diyorum anlamıyor kadınım.