Ateşler içindeyim.
Başka tenlerin yanaklarıma dokunmasıyla hissedemediği,
Ancak alçak anne dudağıyla alından ölçülebilen.
Sirkeli suların fayda etmediği koltuk altlarımda,
Ve sıcak sütün geçici yumuşattığı boğazımı.
Sıcaklar içindeyim,
Ancak katil baba tükürüğüyle serinleyebileceğim.
Ellerim ve ayaklarım don kesmiş sıcaklar.
Günahsız kardeşlerin, ”Ablacım ağlama” diye başında beklediğinde düşeceği.
Kemiklerim ağrıyor,
Artık parmaklarımdaki kemiklerin yerlerini biliyorum.
Yıkanırken kolumuzun hiç yetişmediği arkamızdan vurdular bizi.
O hiç sahiplenmediğim kara gölgem acıyor.
Gözlerim gündüzle dalga geçip gece muamelesi yapıyor,
Işıkların rahatsız ettiği sabaha.
Ağlayasım yok.
Göz pınarları kurumuş bir insanken ben, ne güzel teselli cümlesidir.
Sızlanasım yok.
Ama gözlerimde hastalığın sebebi yaşlar.
Ateşim var.
Aş etim gırtlağımdan geçtiğinde dinecek.
Boğazıma sarılmış teyze tülbenti.
İlmik ilmik oyalanmış Leylak rengi naylon ipler.
Ve yumuşatmaması ipek kumaşın gerdanımı.
Vefasız sevgilinin elleriyle iyileşecek.
Soğuk aldım ben.
İnsanların buz gibiliğinden.
Ve yokluğundan etten duvarların.
Kuru soğuk dedikleri,
İçime işledi.
Yazan: Zeynep Sinem Ardıç