Bekliyorum, bilmediğim istasyonlardan geçen yabancı trenlerin son düdüklerinde kalıyor o son parça umut ve umuda tutunmanın yabani tadı tırmalıyor boğazımı. Bu gidişe uzağım ben, aidiyet duygusu tatmamış bir insanın gitme arzusundan çok uzaktayım. Yabancı çiçekler tanımadığım kokular salıyor ölü ruhların arasına, mezarlıklarda hep kökü gövdeden ayrı sökülmek için ekilmiş o tatsız ve muazzam dış görünüşleri ile kan kırmızı güller, ölüyken bile boyun büktürüyorlar yaban çiçeklerine. Çiçekler boyun bükmeyen azınlık bir halkı andırıyor uzaktan, ta ki bir mezarcı onları söküp ölü bir bedene yer açıncaya kadar.
Kararıyor günaydınlar, bir insan ölünce çok insan ölüyor. Anılar, anlar, küçük heyecanlar, büyük umutlar hepsi birden hiçleşiyor. Bir rüyada tekrar can buluncaya kadar tüm o acı tatlı anlar; bekliyorum. Gitmeden son bir çay istiyorum bıyıkları ve sakalları arasından dudaklarını seçemediğim seyyardan, sigara dumanında bıraktığı umutları şimdi sadece ağzının etrafını saran kalın kıllarda leke leke, boğum boğum bir gırtlak olarak kalmış öylece. Uzatıyor koyu renkli sıcak ve bayat sıvıyı, boğazımdan kayarken acısı dilime bir bıçak gibi saplıyor fakat bir bardaklık daha kalma hakkı tanıyor bana, kızamıyorum bu yüzden.
Bir evsizin hayalinde gibiyim, sıcak yatak, sıcak yemek… her şey sıcak. Kaçmak isterken tutulup kalıyorum o sıcaklığa. Ruhunda ısıtmanı dilerdim, çok derin yaralarım var şimdi benim; her biri sana ait olan o bıçak sözler, her yerimdeler şimdi. Karıncalanıyor ruhum ve o kadar paramparçayım ki açtığı yaraları artık kapatamayacak bir sen, beraberinde küçük bir çanta, koca bir hayatı sığdırdığım.
Tren kaçıyor, tren o son yolcusunu almadan ufukta kayboluyor. Bir sonraki diyorum içimden, bir sonraki… Anlıyorum sonra, istasyon insanıyım ben. Teoman şarkılar yazıyor bana, herkes tanıyor beni, kavuniçi renkli balık bile. Geç gelen trenlerden gazeteler, kitaplar atıyorlar, koşuyorum bir çocuk sevinciyle, ardından en güzel kitabı ben almalıyım diye ayağım takılıyor ve sonsuzluğa doğru düşüyorum. Çocukluğumdan bu yaşıma, bu yaşımdan mezarıma kadar düşüyorum. Gezindiğim tüm bozkırlara sevgi ekiyorum, ardımdan biçemiyorsun tek dalını. Muhteşem çiçekler sana kalsın; yaban gülleri ve mimozaların orantısızlığı benim. Bu kez trenin son vagonundayım, trende gitmeye en uzak olan yerde.
Yazan: Büşra Çelik
Sayı: 39