Demlik

Yakında Gelecek

“Allahu Ekber, Allahu Ekber…”

Salondan Kuran sesleri geliyor. Başınız sağ olsunlar, toprağı bol olsunlar, mekânı cennet olsunlar sonra… Hiçbir şey anlamıyorum. Öyle kalabalık ki içerisi – kapının önü ayakkabı yığını.

Cici annemlerin evindeyim. Oğlu Hakan’ın yatağında yatıyorum. Herkes beni seviyor, öpüyor, sarılıyor. Haddinden fazla ilgileniyorlar benimle sanki. Anormal bir durum olduğunun farkındayım.

Cici annem yanıma geldiğinde:

“Babam mı öldü benim” diyorum ağlamaklı.

“Yok yavrum, nereden çıkardın? Baban hastanede, yakında gelecek.” diyor.

İçimin rahat etmesi gerekmez mi?  Ne de olsa cici annem bana yalan söylemez. Öyle huzursuzum ki.

Uyumaya çalışıyorum. Ranzanın üst tarafındaki yazılar gözüme takılıyor. Beşiktaş yazıyor koca koca harflerle bir köşede. Metin, Feyyaz, Rıza yazıyor diğer bir köşede. Hakan’ın Beşiktaş tutkusu geliyor aklıma. Odadaki posterlere bakıyorum. Hepsi de babamın gazeteden getirdiği posterler. Onlara bakarken uyuyakalıyorum.

Dışarıdan tam da balkonun önünden bir bağırma sesleri ile uyanıyorum. Bir ağıt sanki… Bir erkek “yavrum” diye bağıra bağıra ağlıyor. Allah’ım diyorum babam ölmediyse uslu bir kız olacağım. Bir daha annemi, babamı üzmeyeceğim. Ne derlerse yapacağım. İki gün önce, babam evden çıkarken kırmızı gül istemiştim. Onlardan da vazgeçtim, artık istemiyorum. Yeter ki o gelsin.

Cici annem elinde yarım pide ve kapalı ayranla ayağını sürüye sürüye tekrar geliyor. Ayakucuma oturuyor. Zorla yedirmeye çalışıyor getirdiklerini.

“Acıyan yerle acıkan yer farklı, kurban olduğum!” diyor.

Cici annem çok yer, çok yedirir. Ne zaman ona gelsem patlayana kadar yemek yerim.

“Çok ye ki baban hemen iyileşsin, dönsün yanına. Benim kızım ne büyümüş desin” diyor. “Bunu da baban için ye” diye diye yarım pideyi yediriyor zorla.

“Ben bebek değilim ki, tam 8 yaşımdayım” diyorum ağlayarak.

“Koca kız olmuşsun” diyor; elimi, ağzımı sabunlu el bezi ile bastırarak silerken.

Pideler yeniyor, kuran okunuyor, kapıdaki ayakkabı yığını gittikçe azalıyor. Bir süre sonra herkes evine gidiyor. Ben hariç. İki gündür komşu komşu geziyorum. Komşular arasında adeta kapışılıyorum.

“İpek bugün bizde kalsın” diyen Sevgi teyzelere gidiyorum o gece. Adaşım olan İpek’in geceliğini giyiyorum. Öyle seviyorum ki İpek’in geceliğini; sabah kalktığımda da gecelikle dolaşmak istiyorum. Cici anneme bile gecelikle iniyorum kahvaltıya. Cici annem:

“Sana da alalım bu gecelikten, çok sevdin” diyor.

“Bir hafta sonra benim doğum günüm diyorum. Hem belki o zamana babam da çıkar hastaneden, bahçede kutlarız.”

“İnşallah kurban olduğum” diyor cici annem.

Balkona çıkıyorum, annemi görüyorum.

“Anne!”  diye bağırıyorum, duymuyor. Birkaç kişi kollarından, ayaklarından tutmuş eve götürüyor annemi. Sanki uyuyor gibi. Beni yaka paça içeri sokuyorlar.

“Annen değildi o” diyorlar.

“Ben bebek değilim ki tam 8 yaşındayım!” diyorum ağlayarak.

Saçım başım birbirine yapışıyor ağlamaktan. Cici annem banyoya sokuyor beni. Pazar günü olmadığı hâlde yıkıyor. Şampuan gözüme kaçıyor ama ağlamıyorum.

O gece yine Sevgi teyzelerde kalıyorum. Eve gitmek istiyorum. “Kahvaltıdan sonra!” diyorlar. Sabah kahvaltıda ayıp olmasın diye rafadan yumurta bile yiyorum. Hiç sevmediğim hâlde.

Kahvaltıdan sonra eve gidiyoruz. Koşar adımlarla çıkıyorum ikişer ikişer merdivenleri. Kapı sonuna kadar açık… Annemle babamın odasına doğru yöneliyorum. Annemin yatakta yattığını görüyorum.

“Annem hasta mı?” diyorum.

Halalarım, teyzelerim, babaannem, anneannem hepsi bize gelmiş. Kimse cevap vermiyor soruma. Annem beni görünce doğruluyor. Sarılıyor bana sımsıkı, ağlıyor. Annemin ayak ucuna oturuyorum. Tam karşımdaki duvarda annemin ve babamın evlilik fotoğrafları asılı. Annem oturuyor fotoğrafta, babam ayakta annemin elini tutuyor sımsıkı. Hiç bırakıp gitmeyecekmiş gibi.

Ben fotoğrafa bakarken:

“Baban öldü İpek!”  diyor annem ağlayarak.

Ben de ağlamaya başlıyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.

“Artık hiç göremeyecek miyim?” diyorum.

 “Hayır!” diyor annem.

“Artık akşamları gazetelerimizi kim alacak?” diyorum.

“Ben alırım” diyor ağlayarak.

“Peki ya dergilerimi?”

“Onları da ben alırım.”

Boğazımda hiç yutamayacağım bir düğüm, gözümden akmakla bitmeyecek yaşlar, kafamda cevabını alamayacağımı bildiğim soruların binlercesi ile kalakalıyorum.

Odama giderken:

“Ama haftaya benim doğum günümdü!” diyorum. “İlk kez babam olmayacak bu doğum günümde.”

Babaannemin gözlüğünün altından gözyaşlarını sildiğini görüyorum.

—–

Yazan: Başak Arslan
Sayı: 36

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

BİZE KATILIN

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Eylül’e kadar gönderebilirsiniz.

37. sayı için tema: “Devrim”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.