Edebi

Tamirci Çırağı

Bir varmış bir yokmuş ve işte karşınızda ben! Tırnaklarımla kaza kaza geldim bu noktaya, hak ettim tüm bunları!

Nevin’e böyle sessiz naralar attıran altındaki otomobildi: gümüş rengi gıcır gıcır bir şirket arabası. Sıfır kilometre. Onun için alınmıştı. Kariyerinde bir dönüm noktasıydı bu, başarısının tartışmasız kanıtı.

Bayi ziyareti kısa sürmüştü. Saat dört, mesai beş buçukta bitiyor. O yüzden ağır ağır Bağdat Caddesi’nden geçerek eve dönmeye karar veriyor.  Hava nefis, pırıl pırıl bir bahar günü…

Ne çok insan var caddede, sanki kimsenin çalışmaya ihtiyacı yok gibi bu semtte.

Bir yere park edip kahve içmeyi düşünüyor bir an.  Bayide içtin kahve, boşver şimdi. Park yeri bulamazsın, bir kahve içeceğim diye en az bir kahve parası da otoparka vereceksin. Boşver şimdi, boşver… Arabalardan müzik sesleri yayılıyor etrafa, sere serpe.  Nevin en çok “sana kırmızı çok yakışıyor” diyen şarkıyı seviyor; o sırada kendi arabasında da çalıyor, bağırıyor tüm nakaratlarda şarkıcıyla birlikte. Şirketteki o kıskanç satış sorumlusu, “ürün broşürleri gecikmiş” de, “satışları olumsuz etkiliyormuş” da, bıdı bıdı, bıdı bıdı etmiyor mu! Sen kim oluyorsun! Pazarlamanın kaç p’si var biliyor musun sen? Nakarat geliyor yine, Nevin eşlik ediyor şarkıcıya avaz avaz: “sana kırmızı çok yakışıyor!”

Şimdi bir de şikâyete gider müdürüne. Yarın hemen gerekli kişilerle konuşmalı, yoksa bunlar işi ta genel müdüre taşırlar. Bu satışçılardan arkadaş olmaz, insanı arkadan vururlar valla!

Eve gidince bir salata yapacak, sadece salata yiyecek. Kilo vermem lazım, daha fit görünmem için iki kilo vermem şart. Eşya taksitleri bitsin biraz da yeni kıyafet almalıyım ayrıca. Ürün sorumlusu kızlar ne şık, ne pahalı şeyler giyiniyorlar öyle. Geçen gün toplantıda genel müdür nasıl da takdirle baştan aşağı süzdü onları. CD’deki “Sana kırmızı çok yakışıyor” diyen şarkı bitmiş, bir sonraki başlamıştı. Yeni şarkı Nevin’e hiçbir şey ifade etmiyor, dinliyor öylesine. Arabasını caddenin en sol şeridinden sürüyor ağır ağır. Camını kapatıyor Nevin. Yoruldum, niye girdim bu caddeye sanki. Niye ilerlemez bu trafik.

Bir grup liseli kız kaldırımdaki banklarda oturmuşlar, heyecanlı heyecanlı bir şeyler konuşuyor, bir yandan da çığlık çığlığa kahkaha atıyorlar. Kapalı camdan içeri giriyor çığlıkları. Dönüp bakıyor Nevin.  Okul üniformaları üstlerinde, saçlar salık, bir tanesininki röfleli gibi, etekler bu kadar kısa mı, yoksa belden mi kıvrılmış belli değil. Bacaklar çıplak, soket çorap, converse ayakkabılar. Kendi lise yıllarına gidiyor Nevin’in aklı.

Etek boyunu cetvelle ölçerdi müdür yardımcısı lisedeyken, saçlar yanlardan iki örgü olacak mutlaka.  Parka giymek yasaktı bir de. Yine de giyerdik isyandan. Ergen muhalefeti kılık değiştirmiş şimdilerde.

Çantasını karıştırıp kartvizit cüzdanından ajansın kartını buldu Nevin. Kırmızı ışıkta beklerken hızlı hızlı aradı müşteri temsilcisini. Telefonu açan resepsiyonistin ezberlenmiş selam ve takdimine fırsat vermeden müşteri temsilcisinin adını verdi ve hemen bağlanmayı talep etti: “Lütfen!”

Müşteri temsilcisiyle de direkt konuya girdi, nezaket cümlelerini boşverdi. Broşürler niye gecikti, bunun satışları nasıl etkileyeceğinin farkında mısınız? Aylık değerlendirme toplantısında ajansın performansını değerlendirirken bu gecikme konuşulacak ve şüphesiz ajans adına hiç de iyi olmayacak.  En iyisi mi, matbaanın iş planına müdahale edip, en geç iki gün içinde o broşürlerin teslimatını sağlayın, “lütfen!”

Radyo tuşuna basınca CD otomatikman teypten çıktı ve açılmış son istasyondaki radyo frekansı devreye girdi. Cem Karaca “ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları” diye yakarıyordu çalan şarkıda, tamirci çırağının ağzından. Nevin belki yıllar var, duymamıştı bu şarkıyı. Dondu kaldı. Son bölümü bağıra bağıra söyledikleri lise günlerine ışınlanmış gibiydi. Sihirli bir ana denk gelmiş ve o an uçup gidecek, kimse farkına varmayacakmış gibi panikledi. Ruhunu sıkıştıran şeyi bulmuş da bunu herkesin duyması gerekiyormuşçasına hızlıca açtı arabasının camını. İçinde hem ümit, hem de yılgınlık taşıyan sesiyle “Durdu zaman, durdu dünya, girdi içeri kapıdan…” derken Cem Karaca, Nevin de soluğunu tuttu. Ta ki arabasını tamir ettiren zengin kızın “…kim bu serseri” diyen sözüne kadar. Cem Karaca’nın sesi de tamirci çırağının ümidi gibi burada kırılıyordu. Ciğerlerine çok büyük bir soluk çekti Nevin, sonra Cem Karaca ile birlikte tüm caddeye haykırdı son dizeyi, defalarca: “işçisin sen, işçi kal, giy dedi tulumları“.

Gözündeki yaşlar görüş açısını bozmuş, altındaki parlak gümüş renkli otomobil o dakika kocaman bir kabağa dönüşmüştü.

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *