Demlik

Son Hikâye

Gecenin sabaha karşı vaktiydi. Çoğu kez bu vakitlerden birkaç dakika öncesinde uyuyordu. Sevmiyordu. Kuşların dırdırıydı, köpeklerin hav havıydı… Uyutmuyordu. İki elini kafasının altında birleştirmiş tavandaki girintileri sayıyordu. Sayma işi bitince…

-Şşt beni dinleyin. Şu yazar bozuntusu tuvalete kaçtı. Sıkışmış olmalı, bana kulak verin. Ben kim miyim? Okuduğunuz hikâyenin ana karakteriyim.

Dediği gibi sayma işini bitirdiğim gibi, beni yaratan bu adama küfürler savurdum. Boktan yaşamını, saçma egolarını benimle tatmin etmesine dayanamıyorum. Bu kaçıncı. Her beyaz sayfa ona beni hatırlatıyor, ulaşamadığı ne varsa benim üstümden ulaşmaya kalkıyor. Vallahi de billahi de bıktım şundan. Şimdi de gece gece uyutmuyor beni. Yok, sabahın vaktiymiş de, köpeklerin hav havı, kuşların dırdırıymış da… Kuşlar dırdır eder mi hiç Allah’ın cahili! Hem hangi âlemde yaşıyor bu adam. İnsan biraz da devrinin yazarı olmalı. Ne bileyim bir Amerika’yı, bir Paris’i keşfetmeli. Ne varsa sabahlarda, gecelerde. Ulan sıkıştırmış beni bu sersem dört duvara, yemek de yedirmiyor it oğlu. Oraya git, şuraya gel. Sokağa çıkartsa bari… Yok, efendim yok, o da yok. Yaşım oldu yirmi, bir kadın yüzü gördüğüm yok. İnsan hiç istemez mi şöyle güzel bir sevgili, mavi entarili. Bunun aşktan da anladığı yok, varsa yoksa hayatın anlamı. Bilmem ne buluyor bu anlamda. Okumuyor yahu millet bunları, artık yutmuyor. Adamlar aşk istiyor, sevişme istiyor, sadizmli, mazoşizmli; vurdulu kırdılı aşklar… Gel de söyle bu taş kafalıya, nasıl söylerim. Geçenlerde söylemeye çalıştım pişman etti beni. Beş gece üst üste düşündürdü bana evreni, var olmayı. Yok, sınırsız bir evrende ne arıyormuşuz da, başka gezegen yok muymuş da bir sürü ıvır zıvır!

 El insaf ettim, kaçtım gittim hikâyelerden bir ay gelmedim, tuttu tanıdıklarını araya soktu, Sokrat’ın yaverlerini, Mevlana’nın sofularını falan filan… Zorla getirtti beni, ‘ben sensiz yapamam’ dedi, ağladı sızladı dayanamadım geldim ama yine aynı tas bizimki, bir insan hiç değişmez mi? Yok, vallahi ne değiştiği ne de anladığı var insanlardan. Millet sabahtan akşama sevişiyor, bu adamın kadın elini tutmuşluğu yok. Kendisi tutmasa diyeceğim yok da bana da tutturmuyor köpoğlu. İnsanlar sosyalleşiyor, durumlarını sabahtan akşama paylaşıyor, gülüşüyor, ideoloji peşinden koşuyor, ne yapsa topluca yapıyor…  Biz, bizimkisi tek tabancalıkta diretiyor. Ne bir topluma aidiz, ne de birkaç eş dosta sahibiz. Varsa yoksa neden varız, neden varız?

Ben nereden bilecekmişim, var olmuşuz işte. Öleceksek de hep beraber, tek sen mi ölüyorsun. Yok devenin kuyruğu! Allah! Çıldırdım iyice bak! Yok, babam yok! Ben dayanamıyorum bu çilekeşe. Eşek olsa anlardı bunun anladığı yok. Kalkıp da balkona çıkayım. Son günlerim zaten bu evde, üç aydır kiramı ödemiyor tırsak kabadayı.

Eh, dünya varmış! Mis gibi hava… Kuşların cıvıltısı… Aşağıda köpekler koklaşıp sevişiyorlar. Bir de şikâyet ediyor bencil herif. Köpek, hav hav ederse de aşkındandır yahu bilmez mi ki!

Ah! Bu da ne? Yavru bir kuşçuk… Oradan oraya koşuyor, uçmaya çalışıyor uçamıyor. İster misin bu dangalak tuvalete gitmişken biraz oynayayım şunla. Ellerimin arasına aldım, ne de sıcak vücudu. Dişi olmalı ya da ateşli bir genç. Kalbi de küt küt atıyor. Korkmuş olmasın. Şimdi uçursam uçmaz, bıraksam balkonda adamın kedisi kapar. Cehenneme kadar yolu var. Yok, yok en iyisi mi kafasını koparayım, atayım şu köşeye. Bizimkisi görsün de ona karşı çıktığımı anlasın.  Ne kadar da mahzun bakıyor kuşçuk. Acıdım şimdi. Annesi nerede acaba? Nerden geldin be kuşçuk. Of, ne yapayım şimdi! Bizimkisi de gelmek üzere. Yarım saat geçti gitti.

Aldım sol elime yavru kuşu. Derin bir nefes alıp sağ elimle boğazını tuttum. Nabzı ellerimde atıyordu. Heyecanlıydı, öleceğini hisseder gibiydi. Elimle yavaşça çektim kafasını, kopmadı. Daha hızlı çektim, kopmadı. Kuşun gözleri dolmuş, ağlıyor, canı acıyor. Yapma diyecek, diyemiyor. Biraz daha dursam bayılacak, ben de acıyıp koparmayacağım kafasını. Beni yaratan şu adama gücümü göstermeliyim, bu son şansım. Beni yaratıp öylece atamaz bir köşeye. Ne sanıyor kendini, Allah mı? Allah olsa ne yazar.  Ben de insanım, rahatımı düşünmek benim de hakkım. Düşünmek, sorgulamak istemiyorum. Herkes gibi mutlu mesut yaşamak istiyorum. Son nefesimi huzurla vermek…

Üçüncü çekişimde kopardım kafasını. Balkonun açık turuncu mermeri kırmızı noktalarla şenlendi. Kuşun vücudu birkaç saniye titredi durdu, kafasıyla beraber attım balkonun ortasına, görsün saman beyinli. Anlasın. Balkonun kapısını yavaşça açıp içeri girdim. Yatağıma uzanıp, ellerimi kafamın altında birleştirdim. Şükür gelmemiş bizimki. İyi iyi. Hah, geldi işte baş belası. Geldiği gibi de hikâyenin başlığını atıp kapattı.

Son Hikâye…

Yazan: Mehmet Sayar
Sayı: 38

Yorum (0)

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *