Olayların azalması, üzerine düşünülecek konuların birer birer kaybolması ve zamanın yavaşlamasıyla birlikte ulaştığımız noktadayız. Atılganlık ile bağlarımızı kopardıkça yaklaştığımız, yaşamaktan kaçındıkça yaklaştığımız o yerdeyiz. İhtiyarlaşmanın kıyısında sandaletlerimizdeki kumları temizliyoruz.
Aynı insanlar ve aynı bölgelerde sıkışıp kalarak düşüncelerimizi daralttığımızda belki de deneyimli ve öngörülebilir oluyoruz, güvenli bir yaşam bu, kendini tekrar eden ve zamanı tüketmenin ayırdına varmadan ilerlemekle gerçekleşiyor, aynı işleri defalarca yaparak uzmanlaşan, ustalaşan, belirli bir çerçevenin dışına çıkınca da bocalayıp yuvasına dönen düşüncelerimiz şimdi bir de sahip olduğumuz bedenin büyük değişimine tanıklık ediyor, yaşlanıyoruz, tükeniyoruz, kendimizi ve etrafımızı tüketiyoruz…
Ya da…
Üretiyoruz, dallanıp budaklanıyoruz, yenilere açılıyor ve yenilendikçe acemileşiyoruz. Çokça beceriksiziz ama denemekten de çekinmiyoruz. Bir çabamız var şu hayat denen illete, kafa tutuyoruz, isyanlar beliriyor cümlelerimizde ve aynalara öfkeyle haykırıyoruz ve aynı öfkeyle de yaşamayı inada bindiriyoruz, damarlarımızda kanımız bollaşıyor, gençleşiyoruz, gören de delilik kanımızda sanıyor ve “delikanlı” diyor, saçlarımıza ak düşmüşse ne olmuş, hareketlerimizde bereket dolup taşıyor…
Ve böylece…
Bazen “Bana yetti, tamam…” diyerek pes ediyor ve bazen de “Hadi be sen de!”lerle ayağa kalkarak bir yoruluyor, bir kuduruyor ama yine de ulaşacağımız aynı kıyıda dolaşıyoruz. Sandaletlerimiz kumlu, ayak yıkamakla geçirdiğimiz yerde, bir dönüp gençliğimize bakıyor bir de yaşlılığımızda olacağımız ihtiyar ile karşılaşıyoruz.
İşte; tam da bu kıyılarda insan hem gençliğiyle hem de ihtiyarlığıyla güreşiyor, nereye gittiğini bilmeden onlarla yarışıyor, yeri geliyor halay çekiyor ama her daim o kıyıda olduğunu biliyor. Dünyanın faniliği ile bilginin sonsuzluğu arasında gidip geliyor. Bazen insanın aklına, kendisinin de bir bilgi olduğu geliyor. Basit bir veri dizilimi olduğunu düşünüyor, gençlik hâli birkaç satır eksik, yaşlılığı birkaç satır fazla gibi geliyor ama gerçek şu ki zaman geçtikçe bazılarımızda satırlar da azalıyor.
Tüm bu karmaşanın dışında, kıyının az ötesinde ama zamana pek de dahil olmayan bir yerden de çocukluğumuz izliyor bizi… Gençliğimiz ve ihtiyarlığımız ile halay çekerken bizi parmağıyla işaret ederek kahkahalarla gülerek bizimle dalga geçen çocukluğumuzdan başka biri olamaz! Kendi içinde kaybolmuş birinin kıyılarında bir yabancının ne işi var? Ya benimdir, ya benimdir ya da ben!
Ve ihtiyarın sohbeti de bu yüzden pek sevilmez… Belki dünyalar anlatmıştır, belki de boş bir heyecanla mırıldanmış…
Sayı: 71