Edebi

Oyuncak Köpek

“Tamam, değil mi kızım?” sorusunu ilk duyduğumda şaşırdım; öylece kalakaldım. Yıllar sonra… Bu evde ölürüm sanmıştım oysa. Hayatta aklıma gelmezdi dışarı çıkacağım. Hem de o kadar uzak yollara gideceğim. Yılda bir kez anneannelerinin yazlıklarına giderdik ama o da şehre çok yakındı. Onun için; ben çıksam çıksam en çok kucakta market gezmesine çıkarım, diyordum hep.

Niye bu kadar heyecanlandım? Yoksa bu evden bıktım mı? Bu sorular kafamı kurcalayıp durdu, küçük kızın annesine vereceği yanıtı beklerken. Onun beni göğsüne iyice basarak iki omzunu aşağı yukarı art arda indirip kaldırması doğrusu gururumu okşadı. Bir tuhaf oldu içim. Meğer ne değerliymişim. Duyduğum sevgi biraz daha arttı sanki. Tabii benim sevgimi ölçecek bir alet daha icat edilmedi.

Dünyaya gelişimi anımsıyorum. Uzun burnumu, kısa kulaklarımı, benim de çok beğendiğim beyaz kıvırcık tüylerimi görenler bayıldılar. Hele o fıldır fıldır oynayan kara gözlerim yok mu? Eminim, evin dedesini de o gözlerimle kendime çektim. Bir de baktım; kaç çocuğun tepinerek isteyip de annesinin “Pahalı o, alamayız,” dediği ben, yaşlı adamla birlikte bir eve giriyoruz. Aman Allah’ım o ne sevinçti! Zıp zıp zıpladığı yetmiyormuş gibi beni de zıplatıp durdu minik kız. Midem ağzıma gelse de her gün tozlu raflarda öylece beklemekten kurtulmak çok güzeldi. Yıllar midem ağzımda ama mutlu geçti. Beraber gezdik, yemek yedik, yıkandık. İnanmazsınız, lazımlığa bile birlikte oturduk.

Anaokuluna başlayınca görüşme saatlerimiz azalsa da önemli olanın sevdiği kişiyle geçirilen saatin içeriği olduğu sözüne hak verdim. Tabii, anaokulundaki oyuncaklarını kıskanmadım desem yalan olur. Özellikle bana benzeyenleri anlatınca cinlerim tepeme çıkardı.

“Tamam, değil mi kızım?” Birkaç gün sonra tekrar bu soruyla sarsıldık ikimiz de. Artık büyümüşmüş. Benim gibisine ihtiyacı yokmuş. Başka çocuklar da sevinsinmiş. Başka çocuklar… Ben başka çocuk bilmem ki… Kimdi o çocuklar? Niye onları sevindirecektim? Küçük kız da aynı soruları sordu. Birlikte dinlediğimiz annesinin yanıtıyla ilk baştaki tüm olumsuz tavırlarımız yok oldu. Hiç hüzünle mutluluk birleşir mi? Anlatılanları duyunca bizim yüreklerimiz de birleşti işte.

Onlar savaş çocuklarıymış. Savaş ve çocuk… Ne kadar birbirlerine zıt iki sözcük değil mi? Ne yazık ki uzun süredir bir aradalar. Birbirlerini kanıksar oldular adeta. Bunları nereden biliyorum derseniz; sahibim minik kız, akşamları salondaki koltukta uyuya kalınca, bir müddet haberleri, ilgili programları izler oldum. Babası, kızına kıyamayıp karısına “Dokunma, çok güzel uyuyor, biraz daha kalsın,” derdi. Saatler saatlere eklenirdi bazen. Ben de ne yapayım; dünyayı öğrendim. Kızının yatağına gitmesi için uyandırılmasına kıyamayan bir baba yanımdayken, her şeylerini evlerinde bırakıp ülkelerini terk eden aileleri, çocukları getirdi ekran gözlerimin önüne. Günlerce aç, susuz, bir lokma ekmeğe muhtaç yürüdüler. Analar, o uzun yollarda öyle koşullarla karşı karşıya kaldılar ki; evlatlarından birini seçip diğerini oralarda kurda kuşa bırakmak zorunda kalmanın acısını yaşamaya mecbur edildiler. Hep kaçtılar, hep kaçtılar. Akılları geride kalan evlerindeydi. Aslında geride evleri de kalmamıştı. Yine de ne olursa olsun vatan toprağıydı işte. Sığındılar sığınmasına bir yerlere ama sığdıramadılar yüreklerini hiçbir yere…

Bunları takip ettiğim için her şeyi biliyordum. Bu yüzden çok gururlandım. Ben de bir çocuğun yüzünü güldürecektim. Düşmandan temizlenen topraklarına geri dönenlerin huzuruna bir katkıda bulunmak… Ne güzel bir duygu. Ha, minik kızdan ayrılıyorum diye üzülüyordum ama o da artık durumu anladığından birbirimize karşı daha anlayışlı olduk.

Bana çok iyi baktı yıllarca. Hoplatıp zıplatsa da hiç hor kullanmadı beni sahibim. Hep tertemizdim. Son günlerde çok temiz gitmeliyim diye banyo günlerim iyice sıklaştı. Bir ara niye benim yerime yeni bir oyuncak alıp göndermiyorlar ki diye düşündüm. Ama sonra bir akşam duyduklarımla daha da mutlu oldum. Evin hanımı eşiyle konuşurken “Yeni bir oyuncak almak istemedim, o çocuklara mutlu yaşanmışlıklar gitsin, pozitif duygular Boncuk’la taşınsın yüreklerine diye düşündüm.” dedi. Bu arada adımın Boncuk olduğunu söylemeyi unuttum size değil mi?

Ne güzel düşünmüştü. Eşyalar ve oyuncaklar, anılar yüklüdür. Mutlu anılar, çarçabuk sarıverir hediyeyi alanı. O çocukların da oyuncakları vardı tabii ki. Belki de benden çok güzel. Ama onları savaş yok etti. Oyuncaklar dünyası böyle yaslara alışkın ne yazık ki. O minicik yürekler, “Çocukları küçük kurşunla öldürürler, değil mi anne?” diye soracak kadar savaş çocukları yapıldılar yıllarca.

Ayrılmamız umduğum gibi zor olmadı. İkimiz de çok güzel bir olaya imza atıyorduk. Hayatımın en uzun yolculuğunu yaparak genç kızların, delikanlıların olduğu bir yere getirildim. Etrafımda kitaplar, oyuncak arkadaşlarım, giysiler doluydu koli koli. Kızlar, erkekler, her yeni gelen eşyayla, oyuncakla, kitapla biraz daha seviniyor, bu sevinçlerini birbirleriyle paylaşıyorlardı.

  • Yaşasın, bu kadar toplayacağımızı tahmin etmemiştim.
  • Olacak bu iş! Yepyeni bir hayat kuracağız orada.

Bir ara genç bir kız “Ne tatlı şeysin sen öyle” deyip yanağımı sıkmasın mı? Kendisi daha tatlıydı oysa. Üniversitede okuyormuş. Gönül vermiş, “Düştü düşecek” denilen yerin ayağa kalkmasına. Pırıl pırıl gözleri vardı. Umut dolu bakışları. Dipdiri, capcanlı halleri. Koliler doldukça ağızları kapatılıp bayram coşkusuyla bantlanıyordu. Kızlı erkekli öyle bir uyum vardı ki aralarında; heyecanları doruktaydı. “Az kaldı, yarın gidiyoruz,” diyorlardı. Yarın… Benim de içim pır pır edip durdu tüm gece. Gidiyorduk işte. Şimdi kavuşma zamanı! Hangi çocuğun yarasına merhem olacaktım acaba? Düşündüm de kaç oyuncağa böyle bir şey nasip olur. Çocuklar gibi oyuncakların da şanslısı, şanssızı var bence.

Çok uzun saatlerden sonra vardık kalacağımız yere. Daha yolumuz vardı. Sınırı geçip öyle ulaşacaktık. Bizi otele bırakıp gittiler, gençler. Basın toplantısı yapıp sevinçlerini paylaşacaklardı. Kaldığımız otelin camından toplantı yapacakları park görünüyordu. Ben en üstteki kolinin üst tarafında olduğumdan kutunun aralığına gözlerimi ayarlayıp onları seyretmeye başladım. Keşke biz de yanlarında olsaydık diye düşünüyordum bir yandan. Bir yandan da seslerini dinliyordum.

Bir anda oldu her şey. İki saniye önce ayakta duran, slogan atan gençlerin hepsi bir yana dağıldı kulakları sağır eden bir gürültüyle. Korkudan öylece kalakaldım. Televizyonda seyretmiştim bomba haberlerini ama bu bambaşkaydı. Bombanın sesinden sonra duyduğum çığlıkları kulaklarım dilerim bir daha duymaz hayatımda. O umutlar, et parçaları olmuşlardı. Kan, kan, kan… Her yer birbirine karışmıştı. Savrulan vücutlar artık bir bütün değildi. Kollar, bacaklar… İlk şaşkınlık geçtikten sonra ortaya çıkan tablonun tamamının vahşetiyle sarsılırken gözüme iki genç kız ilişti. Bombadan çıkan demir bilyelerle vurulmuş, diğerleri gibi yerde yatıyorlardı ama elleri hiç ayrılmamıştı. Kenetlenmek için gidecekleri yol, onları kenetlenmiş olarak şimdi başka diyarlara taşıyacaktı. Ayrılmak yoktu artık hiç. Ayrılık ve gayrılık değil miydi ülkeyi bugünlere getiren?

Bir an kendimi düşündüm. Evet, ben şanslıydım. Hiçbir şeyle ilgilenmeyen, kafa yormayan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetli insanlardan değildim; şanslı bir oyuncaktım. Elbet sınırı geçip gidecektim oraya. Yeni yepyeni bir dünya kurmaya… Peki, ya bu katliamı yapanlar, yaptıranlar. Onlar… Onlar şimdilik korku salmaya devam edecekler. Amaçlarına ulaştıklarını sanacaklar. Sadece sanacaklar… Ama ben sanmıyorum, eminim. Emin olduğum tek şey; benim yeni sahibim, yaşadığı onca acıyı atlatıp hemen büyüyecek. Çocuk yaşta büyük adam, büyük kadın olacak. Savaş, düşman, acı, gözyaşı, zulüm, korku… Bunlarla kirletilmiş yüreklerden birini tüylerim gibi bembeyaz yapmaya hazırım. Kolilerdeki tüm arkadaşlarımla geride bıraktığımız gençlerin hayallerini yarım bırakmamaya söz verdik bir kez.

Yorum (2)
  1. Avatar Necla Umut dedi ki:

    Lanet olsun ! Gençlerimize kıyan vicdansiz mahluklara lanet olsun! Bu acı olayı bir oyuncak üzerinden çok güzel anlatmışsın sevgili Sevgi Ünal. Yüreğine sağlık…

    1. Sevgi Ünal Sevgi Ünal dedi ki:

      Teşekkürler Necla Umut. Sevgiler.

Yanıt bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *