İnsanoğlunun yaşamını ve neslini devam ettirebilmesi için yapılması şart olan şeyler vardır. Bunların başında yemek-içmek, barınmak, soyunu devam ettirebilmek için çiftleşmek gelmektedir. Bütün bu sayılanlarla nesil sürekliliğini korur ve kişi yaşamına devam edebilir. Öncelikle insanın, vücut fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için protein, karbonhidrat, mineral ve vitaminler alması gerekmektedir. Bunun yanında insanoğlu yazının icadıyla birlikte öğrendiklerini bir sonraki nesle aktarma ihtiyacı duymuş ve sonradan gelenler için de bunları okuyup tecrübe etme imkanı bulmuştur. Yazının keşfi, tecrübelerin aktarımından sonra düşünce gelişimi hızlanmış ve artık düşünürler, diğer insanların okuyup eğitilebilmesi için eserler ortaya koymuşlardır. Bu eserler de insanın ruhunun ve beyninin gelişiminde önemli bir yer tutmuş, yeme-içme gibi temel ihtiyaçların hemen ardında gelmiştir.
Bir çok yazım sanatının gelişmesiyle birlikte her alanda olduğu gibi bu alanda da büyük bir yığılma olmaya başlamıştır.
Günümüz toplumlarında okumanın öneminden bahsetmeye gerek yoktur. Okuma oranı, bir ülkenin geri kalmışlığını -hatta ülkelerin içinde bulunan bölgelerin bile geri kalmışlığını- belirleyen önemli bir etmen olmuştur.
Her zaman göz önünde bulunan: ‘Şu ülkede şu kadar okur-yazar bulunmakta, başka bir ülkede şu kadar bulunmakta’ gibi ayrımlara gidilmiştir.
Genel olarak baktığımızda okumanın nasıl olması gerektiğine dair kimseden bir açıklama gelmemektedir. Okuma oranı satılan kitaplarla ve bu kitapları satan şirketlerin yaptığı anketlerle ortaya koyulmaktadır. Tam burada, bu şirketlerin, yayın evlerinin hangi yöntemleri esas alarak, ne tarz kitaplar sattıklarını az çok bilmekteyiz. Kaldı ki günümüzde parası olanların, toplumda herhangi bir statüye sahip olanların, ünlülerin veya fenomenlerin ne kadar kolay bir şekilde kitaplarının basıldığını ve satıldığını görmekteyiz.
Hâl böyle olunca okumanın eski çağlardan gelen o mükemmel önemi veya düşünürlerin kaleme aldıkları kendine has düşünceleri, klasikleşmiş edebiyatın önemli eserleri de ne yazık ki önemini yitiriyor. Bu sorun, insanların modernleşmesinden daha geriye dayanan bir sorundur. Gerçek anlamda, insanların yeniye rağbet etmelerinin, yeni kitapların da gerek üslup, gerek konu açısından hiçbir şey ifade etmemelerinin ve okumanın ne kadar yanlış anlaşıldığının en önemli kanıtıdır.
İnsanın kendine yararı olmayan kitapları okuması ve bunu sürekli devam ettirmesi tamamen hamallıktır.
Şu an yapılan anketlerde satılan kitapların ve dünya genelinde ilk 100’e giren kitapların kaçı on yıl sonra hatırlanacak veya kendinden sonrakilere bir ışık bırakacaktır? Her yıl 1 veya “hiç”.
Bu durumda kitap okurlarının kendisine bir şeyler katan kitapları okumaları önemlidir. Okunan kitabın ardından, okurun kendi düşüncelerini, yazarın düşünceleri ile harmanlaması ise ayrı bir önem arz etmektedir. Yoksa başkalarının düşünceleriyle dolup taşan biri kendi düşüncelerinden yoksun kalmakta ve bu hiçbir işe yaramamaktadır.
‘Kitap kurdu’ denilen kişilerin çok fazla kitap okuduklarından söz edilir. Fakat, ne okuduklarına veya okudukları kitapların onlara neler kattıklarına da bakmak gerekmektedir. Bir insan nasıl ki doyduğu halde yemek yemeye devam edemez ve devam ettiği takdirde bedenine zarar verirse, okunulan kitapların da hazmedilmeden başka bir kitaba geçilmesi tamamıyla yanlış olmaktadır. Biri vücudu beslerken diğeri ise insanın ruhunu ve beynini beslemektedir. Bu ikisi arasındaki çizgiye de dikkat etmek gerekmektedir.
Fırından ekmek çıkarmak misali, yılda 2-3 kitap çıkaran yazarların kitaplarından, daha açık ifadeyle; para kazanmak, ün sahibi olmak için yazan kişilerin kitaplarından ne kadar fayda sağlanabilir? Bunu ele alarak düşünmeli ve okuyacağımız kitabı ona göre seçmeliyiz. Durum, hem kendimiz hem de toplum açısından büyük önem arz etmektedir.