Günlerdir düşünüyordu. Sonunda bulmuştu ne yazacağını. Bu anı yazacaktı, şimdiyi:
Mayısın ortasında hiç durmaksızın yağmur yağıyordu. Küçük balkonunda oturduğu masadan manzaraya baktı. Yemyeşildi her yer. Otların arasında ayak basıla basıla oluşan bir yol vardı. Tam da orada bir kıpırtı gördü. Kaplumbağanın otların arasında durmayıp ıslanmak istediğini düşünerek gülümsedi. Göndermesi gereken yazılar geldi aklına. Hemen yazmalıydı. Yol boyunca ilerleyen kaplumbağayı yazacaktı, yağmura rağmen canı ne isterse yapıyordu. Ne de olsa evi sırtındaydı. Başlıyordu:
İnci günlerdir evden çıkmamıştı. Aralıksız yağan yağmur onu eve hapsetmiş, yaptığı stoklarla idare etmeye çalışıyordu. Anıları, yiyecekleri, sözcükleri; her şeyi biriktirirdi daha sonra kullanmak için. Evde kaldığı süre içinde kendini hem dinlenmiş hem de yorgun hissediyordu. Ayakları dinlenmişti ama durmaksızın yazan elleri ağrıyordu ve gözleri. Evet, işi yazmaktı. Gücü de bu olmuştu. Otların arasından taş zannettiği karartı sonunda hareket etmişti. Bu bir kaplumbağaydı. Yağmur durmayınca o da durmamıştı artık demek ki. İnci defterini kapattı. Üzerine yağmurluğunu aldı ve kendini sokaklara bıraktı…
Sayı: 71