Otobüsün hareket saatine birkaç dakika vardı. Bıyıkları terlemeye başlamış muavinin, boş olmaması gereken yirmi bir numaralı koltuğun önünde birkaç saniye durup düşünmesinden hemen sonra soluk soluğa yetişmişti kırmızı ceketli kadın. Bir yandan beline kadar inen saçlarını alışkanlıkla geriye atıyor, muavine işaret parmağıyla bir dakika yapıyor, derin derin nefes alıyordu. Cam kenarı benim dercesine geçmesi için yer vermesini bekliyordu yanındaki kızıl saçlı kadından. Kırmızı ceket ve kızıl saçlar… Artık tamamlanmıştı resim ve yolculuk başlamıştı.
O kadar ağır bir sessizlik var ki içeride. Fısıltı bile duyulmuyor. Yolun sesleri sarıp sarmalamış sanki bütün yolcuları. Bir bebek sesi de mi olmaz diye düşünüyor kızıl saçlı kadın. Çok sık yollara düşmüyor aslında ama bu kadar sessizlik onu ürpertiyor. Endişeler susuyor; acılar, sevinçler, geride bırakılanlar, ikilemler, kavuşulacak olanlar… Diller kadar herkes ve her şey susuyor.
Başını çok çevirmeden kırmızı ceketli kadını izliyor kızıl saçlı kadın, başını nasıl da yavaşça yaslıyor cama. Adını merak ediyor, neden geç kaldığını, nereye gittiğini. Saçlarını düşünüyor, kim bilir ne kadar zor oluyordur bakımı… Otobüs hareket etmek üzereyken hafif bir tebessüm eşliğinde başlarını sallayıp iyi bir yolculuk olmasını dilemişlerdi birbirlerine. Dakikalar geçmesine rağmen konuşmayı başlatmamıştı ikisi de.
Derken ön taraflarda bir hareketlilik oluyor, kısa cümleler bölüyor sessizliği. Muavin limon kolonyası döküyor açılan avuçlara. Ortalığı mis gibi bir koku kaplıyor. Kolonya şişesini görür görmez kızıl saçlı kadın gözlerini kapatıyor, o an limon kokusunu istemiyor nedense. Belki de yıllardır yalnız geçirdiği bayram günlerini anımsıyor. Kim bilir…
Güneşin batmasına az bir zaman var; bir saatten az. Belki kırk dakika, belki yarım saat… Moladan önce içecek servisine başlıyor muavin çocuk. Ya da genç. Bu onun üçüncü seferi olduğundan mı bilinmez ara ara titriyor elleri ve terliyor. O kadar terliyor ki sırtından damlacıklar iniyor her sorusundan sonra.
Kahve kokusuyla başı döner gibi oluyor kızıl saçlı kadının, gözlerini açıyor. İçse iyi olur aslında, hoş onun tercihi sütlü filtre kahve olmuştur her daim. “Yarına artık” diyor. “Hele bir yarın olsun da ısmarlarım kendime.”
Çay istiyor kırmızı ceketli kadın, küçük masasını açmadan önce ceketini çıkarıp katlıyor ve sol yanına kıstırıyor aceleyle. Kollarını sıvıyor, çay içmeye hazır artık. Simsiyah saçları siyah bluzunun üstüne dökülüyor. Baştan aşağı siyahlar içinde artık. Kızıl saçlı kadın da kahvesini aldıktan sonra “Afiyet olsun” diyor usulca. Duyuramadım sesimi diye düşünecekken siyahlar içindeki kadın cam kenarından gülümseyerek başını sallıyor.
Bir göl kıyısından geçiyorlar şimdi. Bu manzaraya kaç şiir yazılmıştır? Mavi, yeşil, kırmızı, kahverengi, gri bir döngünün içinde akıp gidecekler son duraklarına kadar. Artık sessizliği bozma zamanı diyerek siyahlar içindeki kadın saç rengini çok sevdiğini söylüyor kızıl saçlı kadına. “Size çok yakışmış,” diye de ekliyor.
“Teşekkür ederim. Ben de sizin giyim tarzınıza bayıldım. Hele o ceket ve de saçlarınız tabii ki.”
Birbirlerine övgü cümlelerinde bulunduktan hemen sonra iyi birer yol arkadaşı olacaklarını hissediyor ikisi de. Boş bardakları muavinin açtığı açık mavi renkli çöp poşetine atıyorlar ve dışarıyı seyrediyorlar bir süre. Renkler koyulaşıyor. Göl çoktan geride kaldı artık. Sık ağaçlı yollardan geçiyorlar. Mola yerine yaklaşırken yol genişliyor, araçlar birdenbire çoğalıyor. Ve sesler… Otobüsün tavanına yükselip uğultu uğultu etrafa saçılıyorlar.
Durakladıkları yer arkasında yemyeşil dev ağaçlarıyla tezat oluşturuyor. Minicik bir benzin istasyonu yanında çay bahçeli yemek salonu. Alçak tavanlı, duvarları açık sarıya boyanmış. Sulu yemekler ve çorbalar var seçenek olarak. Bir de Kemalpaşa tatlısı.
İkisi de domates çorbasında karar kılıyor birbirinden habersiz. Mevsimi geçmeden bol bol yemek lazım diye düşünüyor kızıl saçlı kadın. İnerken kırmızı ceketini eline alan siyahlı kadın dışarıdaki masalarda oturunca omzuna alıyor ceketini. Loş havanın içinde daha bir belirginleşiyor ceketinin rengi.
Otobüslerinin yanına aynı firmanın üç otobüsü daha dizilmişti. Çay ve ihtiyaç molasına çıkıyordu insanlar bir bir. O arada otobüslerin camları köpüklü sularla yıkanıyor, yuvalarına dönme telaşına düşmüş kuş sürüleri çığlık çığlığa geçiyordu tepelerinden.
“Yıllardır göremediğim ablama gidiyorum,” dedi kızıl saçlı kadın aniden. “Son durağa kadar benim yolculuğum. Ya sen?” diye sordu. Bu samimiyete önce şaşıran sonrasındaysa içten içe sevinen kırmızı ceketli kadın: “Yaa öyle mi, ne güzel. Demek aynı yerde iniyoruz. Bir iş için gidiyorum ben de,” diye karşılık verdi.
Ardından bütün o dakikalar boyunca susmadı kızıl saçlı kadın. Annesiyle babasını küçük yaşta kaybettiğini, nişanlısıyla ayrıldıktan sonra gönül işlerine kendini kapattığını, ablasıyla neden yıllardır görüşmediğini, şimdi on iki yaşında olan ikiz yeğenlerini en son bebekken gördüğünü, o iş senin bu iş benim savrulup durduğunu, son on yıldır altı şehir değiştirmek zorunda kaldığını anlattı durdu. Anlatmadığı bazı şeyler de oldu tabi. Yatalak teyzesine iki yıla yakın baktığını, limon kolonyasını neden hiç sevmediğini anlatmadı mesela. Eski nişanlısının ayrıldıklarından hemen sonra evlendiğini, kendi adını koyduğu bir kızı olduğunu anlatamadı. Bir de onu hala çok sevdiğini…
“Affedersin, kafanı şişirdim. Sanırım yıllardır bu kadar konuşmadım ben. Sana da fırsat bırakmadım,” dedi üzülerek. “İsmini bile bilmiyorum oysaki.”
O sırada otobüslerinin hareket saatine beş dakika kaldığı anons edilmişti, hangi yönden geldiği hiç bilinmeyen ve merak da edilmeyen hoparlörden. Soğuyan çorbasını ekmeksiz kaşıkladı kızıl saçlı kadın. Diğeri de onu izliyordu hissettirmeden. Yolda belki o da kendi hikâyesini anlatırdı bu kadına. Kanı da kaynamıştı sanki. Belki de hiç anlatmazdı. Hem sormamıştı ki…
Otobüse doğru yürürlerken “Ela” dedi. “Ela benim adım. Hani sormuştun ya. İstersen hayat hikâyemi de anlatırım sana,” dedi. “Benzerlikler var çünkü. Ama biliyor musun hepsini anlatamam sana,” diyemedi.
Kuşların çığlıkları kesilmiş, otobüs camları yıkanmış, yolcular çay ve çorbadan mutlu, muavinler dinlenmiş, uyumaya çekilen yorgun şoförlerin yerine yenisi geçmişti.
“Benim adım da Derya,” dedi. “Memnun oldum tanıştığımıza. Bakarsın görüşürüz ilerde,” dedi kızıl saçlı kadın. O yolculuğun ilk ve son görüşme olduğunu biliyorlardı ikisi de. Çünkü anlatamadıklarını da anlatmışlardı.