Capra’nın ‘en sevdiğim filmim’ dediği “Şahane Hayat” iflasın eşiğine gelen George Bailey’in bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etme girişiminde bulunmasını konu edinen bir film. Filmin açılış sekansı Noel gecesine hazırlanan kasabanın görüntüleriyle başlıyor. Yağan kar, sakin kasaba görüntüsünün altında izleyiciyi birisi için edilen dualar karşılıyor. Neredeyse tüm kasaba halkı Bay Bailey için tanrıya yalvarmakta. Peki, neden yönetmen dini bir motifle filmi başlatmaya karar verir?
Duaların ardından ‘yukarıdakiler’ Bailey’i kurtarması için melekler arasından birini seçerler. Seçilen, bir tilki kadar zeki ve bir çocuk kadar saf inançlı düşmüş melek Clarence’dir. Baktığımız zaman meleğin belirleyici özelliklerinin Capra’nın karakterlerine verdiği temel özelliklere olan benzerliğini fark edebiliriz. Filmi incelemeye devam ettiğimizde; gönderilecek olan kurtarıcı meleğe, kurtaracağı kişiyi tanıttıklarını görürüz. Yönetmen bunu olayın yaşanacağı gecede geçmişe giderek anlatmayı tercih ediyor. Melek Clarence sayesinde biz de George Bailey’in gizemli ve merak uyandırıcı dünyasına giriş yapma şansı buluyoruz. George Bailey’in çocukluğundan gösterilen ilk anı, 12 yaşındayken nehirde buzun üzerinde kayarak oynadıkları zamana ait. George Bailey arkadaşlarıyla birlikte buzun üzerinde kayarken, sıra kardeşine gelir. Ve çocuk talihsiz bir biçimde kırılan buz yüzünden dondurucu derecede soğuk olan nehire düşer. George Bailey kardeşini kurtarmak için suya atlar, kardeşini kurtarır ve bu olayın sonucunda sol kulağının işitme duyusunu kaybeder. Burada izleyiciye sunulan şanssız ve talihsiz olaylar zinciri değil, George Bailey’in karakterinden, kişiliğinden bir kesittir. Fedakârlık! Geçmişe ait ikinci görüntü ise George Bailey’in ihtiyar bir eczacının yanında çalıştığını bize gösteren sahne. Bu sahne de George Bailey hakkında öğrendiklerimiz ise; bir totemi olduğu. George Bailey’in çocukluğundan itibaren hayatı boyunca her fırsatta dilek dilediği dükkânda duran bir oyuncak var. George, bu oyuncuğa her seferinde parmağını dokundurarak “1 milyon dolarım olsun istiyorum” der. Totem filmin sonuna kadar devam eder. Bu simge aslında George’un zengin olma isteğini değil, tüm dünyayı dolaşan bir kâşif olma isteğini belirtmektedir. Çünkü George parası olursa dünyayı dolaşabileceğini düşünmektedir. Ayrıca, Bailey cesurdur. Eczacının yerine ulaştırması için verdiği ilacı götürmez. Çünkü kazayla içine zehir konulduğunu düşünüyordur, doğru bildiğini yapmaktan çekinmez. Ayrıca kapsüllere yanlışlıkla zehir konulduğundan da kimseye bahsedip kasabalının eczacıya olan güvenini sarsmaz. Bir kimlik özelliği daha Güvenilirlik!
George Bailey’in babasının ofisine gittiği sahnede ise kadrajımıza ilk kötü karakteri yerleştirir Frank Capra. Katı yürekli milyarder profili çizen Henry Potter ile karşılaşırız. Bu sahnenin bize verdiği bir diğer mesaj ise; saf kötülüğü canlandıracak kadar gaddar ve gözünü para hırsı bürümüş bir kapitalisti canlandıran milyarder Potter’in şu an gördüğü baba Bailey figürünün gelecekte George Bailey olarak karşısına çıkacak olmasıdır. George, her ne kadar dünyaya kâşif olarak adım atmayı hayal ediyor olsa da babasının adımlarını takip edecek kişi kendisidir. Baba Bailey, filmin çok kısa bir süresinde görünüyor olmakla birlikte George’un hayatındaki yeri nedeniyle önemlidir. Çünkü George’un hayat rehberidir ve George’un hayat çizgisini belirleyen de baba Bailey olacaktır. Baba Bailey, yoksul halkın daima yanında olan ve sadece başkalarını düşünerek yaşadığı için hayatı boyunca gerekenden fazla para kazanmayan bir adamdır. Baba Bailey dürüstlüğü ve insanlığı temsil eder. Yaratılan karakter filmin olunması gereken insanı temsil eden karakteridir. Yönetmen bu karakteri yaratmak için silik görünümlü, işini seven ve çocukları için iyi bir gelecek kurmak isteyen bir insan yaratmıştır. Film boyunca sahnelerin her birini incelediğimizde Frank Capra’nın karakterlerine yüklediği klasik Capra özelliklerini görmemiz çok mümkün. Çünkü Capra filmlerini belli temeller üzerine inşa eden bir yönetmen. Çocukluğundan itibaren çok yardımsever ve sevdikleri için kendini feda eden, hümanist biri olarak yetişen George babasının ölümünden sonra önündeki üniversite şansından vazgeçiyor, kendisi yerine küçük kardeşi Harry’yi üniversiteye gönderiyor ve kendisi de babasının ölümünden sonra başıboş kalan aile şirketi “Ev ve Kredi”nin başına geçiyor. Bu andan başlayarak George hayatındaki neredeyse her şey, Capra tarafından bir sonraki yaşayacağı olayın sebebi olarak tasarlanmış. Yani filmin dramatik yapısındaki tüm olayların birbirleriyle sıkı bir sebep-sonuç ilişkisi üzerine inşa edilmiş. İzleyici filmin ilk anlarından itibaren George’un yaşamını seyretmeye başlıyor ve bu seyir sırasında kendini engellemeye çalışsa bile; istemeden George’un hayatının içine girip bu hayatı onunla birlikte yaşıyor. İzleyicide uyanan empati dürtüsü ile seyirci de kahramanla birlikte sorunlara çözüm bulmaya ve kahramanı bu sorunlar denizinden kurtarmaya çalışıyor. Yönetmenin kurduğu bu yapı tam anlamıyla klasik dramatik yapıya uyuyor, çünkü izleyici üzerinde son derece egemen bir tavır sergiliyor ve izleyici filmin sonuna kadar kendini kahramanın yerine koyuyor, özdeşleşme yaşanıyor. George; ince, uzun boylu, çok fazla dikkat çekici fiziksel özelliği olmayan biri. Capra’nın filmlerinde bu özellikleri de bilinçli bir şekilde kullandığı aşikâr. Çünkü George halktan ve sıradan biri. O içimizden bir kişi. Bizimle birlikte aynı güncel sorunları yaşayıp hüzünlenen, sinirlenen biri. Yönetmenin çizdiği bu profil izleyiciyle karakter arasındaki bağın daha da kuvvetlenmesini sağlıyor bence. Bir diğer önemli karakter ise Mary Baileydir. Mary üniversiteyi bitirdikten sonra büyük kentte yaşamak istemez ve kasabaya geri döner. Temel yapının kurulmasını sağlayan, küçük insanların beraber bir şeyler yapabileceğine ilişkin inanç Mary karakterinde tam anlamıyla vardır. Mary, büyük kentten kasabaya dönüşü savunur, küçük ve sıradan bir dünyada yaşamak onun için mutluluk anlamına gelir. Mary, fedakârdır ve daima erkeğinin arkasında, ona destek olan kadındır. Aynı zamanda da mantığı temsil eder. George iş yerinde sorun yaşadığı zaman, para gerektiğinde balayı parasını gözünü bile kırpmadan kocasına verecek kadar düşüncelidir. Mary karakteri film için bir yan karakterdir, ama George’un hayatındaki en önemli insandır. Ayrıca izleyiciye verdiği mesaj açısından da önemlidir. George Bailey’e çizilen karakter özellikleri izleyen hemcinslerine bir yurttaşın nasıl olması gerektiğini vurguluyorsa, Mary de bu özellikleriyle bir Amerikan ailesinde ideal kadının profilini en iyi şekilde yansıtmaktadır. Filmdeki noktalar birleştirildiğinde ve sonuca varıldığında ortaya çıkan, yönetmen tarafından yaratılan dünya sıradan bir insanın büyülü ve şaşırtıcı dünyası. Böylece yönetmen izleyiciye ‘en sıradan insanın bile dinlenmeye değer bir hikâyesi vardır, tıpkı sizin gibi’ mesajını veriyor. Böylece izleyicinin kendini filmin ana karakterinin yerine koymasını sağlıyor. Filmin ana karakterinin sadece iyi yönlerinin verilmesi izleyicinin üzerinde yaratılmak istenen özdeşleşme duygusunu arttırmak amaçlı. Filmdeki zaman ve mekânın da sıradan ve bizden olması yönetmenin verdiği özelliklerin birleştirildiğinde yaratılan dünyanın özelliklerini tanımlamada izleyiciye yardımcı oluyor. Daha önce de bahsettiğim gibi filmin- özellikle Capra’nın bu tarzı benimseyen filmlerinin- izleyiciyle buluştuğu dönem, toplumun büyük bir buhran yaşadığı dönem. İzleyicide karakterler gibi umutsuz. Zaten onlarla özdeşleşmeye hazır. Capra’nın izleyiciye sunduğu saf düş kurma özgürlüğü izleyiciyi vakti zamanında en can alıcı noktasından vuruyordur. İnsanların mutlu son görmek istedikleri dönemde Capra’nın takındığı Amerikan rüyası inancı mantıklı gibi görünebilir. Fakat Stanley Kubrick’in de dediği gibi, Capra filmleri oldukça iyiler ancak gerçek hayat hiç de öyle değil. Film kendini bireyden yola çıkarak toplumsal olana ya da ideal toplum anlayışına sürüklüyor aslında. George, her şeyden önce kendisini toplum ve kutsal aile için adayan biri. Filmde evlenmesi, çocuk sahibi olması bile kendisi için değil, toplumsal düzenin ilerleyişini sağlamak maksatlıdır. Balayına çıktığı sahneyi hatırlayalım, var olan parasını yine toplum ve parasını kaybetmekten korkan insanlar için feda eder. George Bailey’in hikâyesi bizlere sunulur ve bundan pay çıkarmamız istenir.
Olaya farklı açıdan bakmak isteyenler Frank Capra’yı dünyaya mutluluk dağıtıp insanları mutlu sonla ödüllendiren Noel baba gibi görmek isteyebilirler elbette. O açıdan bakıldığında filmlerde verilen; herkesin hayatında kötü günleri olur. Ama insanın gerektiğinde iyi günlerini ve hayata kattıklarını düşünerek bu kötü zamanların üstesinden gelmesi gerekliliği veya insan ne kadar sıradan bir hayat yaşarsa yaşasın, mutlaka bir hikâyesi vardır ve bu hikâye daima dinlenmeye değerdir şeklinde mesajlarda alınabilinir. Fakat benim fikrimi sorarsanız dua ile başlayan bir film. Duaların yerine ulaşması sonucu gönderilen bir kurtarıcı melek. Bu meleğin neredeyse insanlık için canını verecek kadar kusursuz bir karakterin hayatını kurtarması için gönderilmesi, kadının çizdiği ideal eş- anne imajı. Olayların Noel gecesi yaşanması vb. durumlarını yan yana getirirsek Capra Amerikanın içinde bulunduğu dönem ve kültürünün temelini oluşturan unsurları göz önünde bulundurarak kendi sinemasal dilini belli bir hedef için kullanmayı seçmiş olduğunu görebiliriz. Amerikan rüyasını empoze etme politikası. Dönemin insanlarının psikolojik durumları da Capra’nın filmlerinin beğenilmesini, böylece de başarısını getiren bir etmen olmuş. Tarzını sevmesem de Capra döneminin önemli bir ismi. Yönetmenin; iyimser, her insanın kendinde görmekten hoşlanacağı değerlerle bezenmiş, sıradan olmalarına rağmen haklı oldukları davalarda sonuna kadar savaşan ve sonucunda mutlu sona erişen kahramanlarını izlemek isterseniz Capra filmlerine bir göz atın derim. Ben sevmesem de Capra tutkunu birçok sinemasever bulunmakta. Depresyon anında doktorlar tarafından tedavi amaçlı izlettirilen, Mutluluk ve düş pompalayan Capra filmlerini merak edip izleyecek olan okurlarımıza iyi seyirler diliyorum.