Güz, aralık kapıların ardından sokulup salonumuzun ortasına kurulalı çok olmadı henüz. Yapraklar tutunduğu dallara veda edeli birkaç zaman geçti, hepsi bu. Mevsim geçişinin tatlı telaşında kaybolurken, yaşanamamış bir yazın hüznünü güzün kasvetiyle harmanlayıp doldurduğumuz heybemizle, ufukta ışıldayan yeni umutlara ve kaygılara doğru hep birlikte yol alıyoruz adım adım. Biz insanlar, kışın azık olsun diye astığımız kurutmalıklarımızı balkonlarımızdan toplarken, doğadaki her bir canlı da tıpkı bizler gibi hazırlanıyor yeryüzüne ufaktan göz kırpan kara kışa. Her geçen gün sıcaklığını kaybeden coğrafyamızda; uykuya hazırlananlar, göçe kanat çırpanlar, yaklaşan kış öncesi yemeklerini aceleyle yuvalarına tıkıştıranlar ve daha niceleri var…
Aydınlık sabahlarımızı yitirdiğimiz bu mevsim, hüznü çağrıştıran binlerce şarkı ve şiirin kaynağıdır aynı zamanda. Gamlı hazandır onun adı. Acı çekenlerin ve kederlilerin durağıdır. Taze baharlara alternatif olamayacak kadar yalnızlığa mahkumdur. Ömür denen o kısacık pamuk ipliğine bağlı yolda, soluklandığımız birkaç içe dönüş ayinidir belki de. Hatta yeryüzündeki mevsimlerin gece yarısıdır bence. Geceler, varoluş sancısıyla kıvranan her insanın acılarına gebedir. Gün içinde söyledikleri, söyleyemedikleri, hataları hatta nadir de olsa sevinçleri gece yarısında akıp dökülüverir insanın yastığına bilirsiniz. Bu, bir çeşit hazırlıktır doğacak yeni güne. O günün yorgunluğunu ve acılarını, belki de gözyaşlarını bıraktığımız yatağımızdan silkinerek uyanmayı umut ederek hesaplaşırız gecelerde kendimizle. Ertesi gün de dün gece hiçbir şey olmamışçasına bizi yataktan kalkmaya zorlayan çalar saatin dehşet verici sesine küfürler savurarak, acılarımızı sıcacık yorganımızın altında bırakıp kıvrak adımlarla; işe, okula ya da mücadelemizi sürdürmek için bizi bekleyen her neresi varsa oraya doğru yol alarak ölümle yaşam çizgisinde mekik dokuyan insanlığın arasında kayboluruz. İşte bu yüzden, gece yarıları güzün bir tanıtım filmidir. Çünkü mutfaktan kaptığımız sıcacık içeceğimizle cama vuran yağmur damlaları eşliğinde battaniyemize sarınıp evimiz kadar ruhumuzu da kışa hazırlarız. Kimimiz güze özgü birtakım güzellemeler olduğunu düşünebilir bunların. Oysa bu, koca bir yıl boyunca verdiğimiz mücadelenin, yaşam çizgisinde bizden aldıklarını ve bize kattıklarını düşünerek heybemize yeni umutlar doldurup yeni bir yıl için hazırlandığımız bir süreçtir. Koca bir apartmanda bir pencerenin kenarından izlediğimiz yaşamın, boylu boyunca uzanan ve bir solukta yürünecek düz bir yol olmadığını, iniş ve çıkışların bir toplamı olduğunu anlarız bu süreçte. Yaşamın benliğimizi bir arada tutan farklı değişkenlerini bir bütün olarak görmeyi başardığımızda, hayatın daha yaşanabilir olduğunun farkına varırız ve öyle zamanlar gelir ki, zamanında elimizden kayıp gittiği için derin bir yasa boğulduğumuz şeyler için bile şükreder duruma geliriz. Güz, hüzünleri bir kenara bırakıp yeni umutlara tutunmak için bir fırsattır değer bilene. Tıpkı bir patlıcanın acısını suya bırakması gibi acılarımızı, pişmanlıklarımızı ve kederlerimizi ardımızda bırakmak için bir fırsat sunar. Hepimize içe dönüş ayinimizi tamamlayıp yeni yıla arınarak adım atacağımız bir güz diliyorum.
Yazan: Arzu Demir
Sayı: 48